Reklam
Reklam
                                                              Son Bakış
Arzu Dinçtaşar

Son Bakış

Bu içerik 549 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ali Abi sırtına attığı çantasıyla yine yokuş aşağı mahallenin dar sokağından iniyordu. Her zamanki gibi mahallenin haylaz çocukları takılmıştı peşine.

“ Deli Ali, deli Ali” diye elleriyle tempo tutup bağıra çağıra yanında yürüyorlardı. Kendi kendilerine hep içerliyordu çocuklar;

“Neden bize kızmıyor, bizi kovalamıyor” diye. Kovalasa ne zevkli olurdu kaçması.

Bu manzarayı her gördüğümde içimi derin bir hüzün kaplar çok üzülürdüm. Çünkü onun acısını biliyordum, bildiğim için susmak zor gelirdi ara sıra, çocuklara kızardım;

“Şşşştt dağılın bakayım, rahatsız etmeyin”

Böyle anlarda başını kaldırır bana bakar sonra tekrar başını önüne eğip usul usul yürür ve gözden kaybolurdu.

Ali Abinin babası o küçükken ölmüştü. Annesi Münevver Teyzeyle beraber yaşardı. Sokakta karşılıklıydı evlerimiz. Her gün çeşitli semtlerdeki pazarlara gider çay bardağı satardı. Münevver Teyze anneme hep;

“ Eve barka sığamıyor, kendine bir meşgale buldu, ben de ses etmiyorum artık iyi olsun da o bana yeter” diyordu. Bunu neden söylediği sorusu hep içimi kemirir merak ederdim.

Ali Abinin tuhaf bir görünüşü vardı, sanki bir kavgadan çıkmış gibi saçları karman çorman beyaza yakın kırlıklarla dolu ve uzundu, sanıyorum hiç taramıyordu. Yürürken başını hiç kaldırmaz etrafına bakmazdı. Sadece mahallenin kedisi Sarmanla haşır neşirdi, çok seviyordu onu .Pazara gitmeden önce hep karnını doyurur kucağına alır ,okşar ,severdi. Bir kaç kere öptüğünü de görüp şaşırmıştım. Kedi de onu her gördüğünde mırlayarak yanına koşar bacaklarına dolanırdı. Sevildiğini biliyordu sanırım.

Ali abiyle ilk yakınlaşmamız Sarman sayesinde olmuştu. Mahallemizin bakkalı Erdal amcaya ekmek almaya gidiyordum. Ali abiyi gördüm, karşı kaldırımda oturup hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kucağında Sarmanı fark ettim, acı acı miyavlıyor, kıvranıp duruyordu zavallıcık. Çekinerek yanlarına yaklaştım, Ali abinin sesi bugün bile kulaklarımda;

“Sarman ölme sen de beni bırakma dayanamam, Sarman lütfen lütfen!” diye bağırıyordu.

“Ne oldu Sarmana Ali Abi? ” dedim. O güne kadar hiç konuşmamıştım onunla, şaşkın bir tavırla başını kaldırıp bana baktı;

“Bilmiyorum ki! Araba ezmiş herhalde. O benim kedim, o ölmesin dayanamam, ne olur ölmesin” diye hüngür hüngür ağlıyordu.

“Sen bekle Ali Abi” dedim. Koşarak eve gittim babama durumu anlattım. Babam hemen arabayla Ali Abiyi ve Sarmanı alıp gözden uzaklaştı, beni götürmediğine çok içerlemiştim.

Zaman geçmek bilmedi sonunda geldiler. Sarmanın iki bacağı alçıya alınmıştı, durum o kadar da kötü değildi. Ali abi hiçbir şey demeden arabadan indi Sarmanı da kucağına alıp evine doğru yol aldı. Sarman artık ev kedisi oldu, bir zamanlar tozunu attırdığı sokağı artık pencereden izlemek zorundaydı.

Bu olayla beraber Ali abiye duyduğum merak daha da arttı. Elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi kocaman adamın hüngür hüngür ağlamasına ilk kez tanık olmuştum. Anneme onun hikâyesinin ne olduğunu öğrenmek için sordum;

“Ali abiye ne olmuş anne, niye böyle tuhaf, sen biliyor musun?” dedim. Annem derinden içini çekerek anlatmaya başladı;

“Ali çok efendi, düzgün bir gençti benim ilk tanıdığımda. Bundan dokuz on yıl önce bir kıza deli gibi sevdalandı. Kızın adı Melek’ti. Adı gibi melekti sanki. Ben hayatımda onun kadar güzel bir kızı bu yaşıma geldim hala görmedim, su gibiydi. Huyu da en az kendi kadar güzeldi, sanki bu dünyaya gerçekten melek olarak gelmişti, o da bizim Ali’yi çok seviyordu. Neyse lafı fazla uzatmayım sonunda evlendiler ve çok mutluydular. Melek Münevver Ablayı kendi annesi gibi belledi, hürmette kusur etmedi, hep el üstünde tuttu. Allah için Münevver Abla da kendi kızıymış gibi Meleği bağrına bastı, bir gün kaynanalık yaptığını görmedim. Evlendikten 1 yıl sonra hamile kaldı Melek, mutlulukları katbekat arttı, ev bayram yerine döndü. Ali Meleği gözünden sakınıyordu, üzerine deli gibi titriyordu. Meleğim Meleğim derdi başka laf duymazdın ağzından.

Bir gün Melek, teyzesine ziyarete gitmek için çıkmış evden, o zaman altı aylık hamileydi. Geç vakit olup gün kararmaya yüz tutmuş ama Melek hala dönmemiş. Ali ve Münevver Abla çok telaşlanmıştı haklı olarak Meleğin teyzesini arayıp sordular;

“Melek çıkalı epey oldu oğlum, çoktan eve gelmiş olması gerekirdi, hay Allah ben de merak ettim bak şimdi” deyince Ali çılgına döndü bir anda, oradan oraya koşturup deli gibi bağırıyordu;

“Allahlım ne olur Meleğime bir şey olmasın, lütfen olmasın, lütfen!”

Hastanelere, karakollara başvuruldu, aranmadık mahalle sokak, gitmedik yer kalmadı ama bir haftayı geçmesine rağmen Melek bulunamadı. Ali sabahın köründe evden çıkıp gece yarılarına kadar durmadan aradı Meleği, ilanlar bastırıp gördüğü her duvara her ağaca astı ama nafile yer yarılıp içine girmişti sanki Melek. Ümidini hiç tüketmeden tam üç buçuk sene her gün aradı onu Ali ama hiç bir ize rastlayamadı. Kabullenmek zorunda kaldı Ali, bebeğine gebe Melek yoktu artık, ailesini kaybetmişti. Sonrasında da bir daha kendine gelemedi zavallı. Bildiğimiz Ali gitti yerine suskun, çaresiz, yarım akıllı bir adam kaldı. Pazarlara da iki sene önce gitmeye başladı. Münevver Abla;

“Oğlum ihtiyacımız mı var? Çok şükür aç değiliz açıkta değiliz, pazara gidince aklım sende kalıyor, ne olur gitme artık” demişti.

“Olur, mu anne hiç? Benim evde bakmam gereken karım ve kızım var, erkek adamım ben, yakışır mı?” deyince Münevver Abla ne cevap vereceğini bilememiş, fenalık geçirmişti.

 İşte böyle!  Amaaan nereden geldi aklına? İçim daraldı yine!”

Keşke sormasaydım dedim kendi kendime Ali abiye çok üzülmüştüm, sessiz sessiz ağladığımı hatırlıyorum.

O günden sonra Ali abiye başka gözle bakar oldum, hep korumak kollamak istedim. Sanki benim öz abimdi. Onunla kimse dalga geçmesindi, onu kimse üzmesindi. Fazlasıyla sıkıntısı vardı zaten, acısı büyüktü. Çok üzülüyordum ama elimden de bir şey gelmiyordu.

Bu hikâyeyi dinledikten üç yıl sonra Ali abi ortadan kayboldu. Kaybolduğu gün sabah pazara giderken görmüştüm onu;

“Ali abi günaydın” dediğimde eğik başını kaldırıp bana uzun uzun bakmış ve çok kısık bir sesle;

“Sana da” diyebilmişti. Meğer onu son görüşümmüş.

Münevver Teyze günlerce pencerede sürekli oğlunu bekledi ama gelmedi, her sonu bilinmeyen gibi yitip gitti Ali abi. Ben onun bir yerlerde Meleğiyle ve yavrusuyla kavuştuğunu düşünüyorum. Ancak böyle düşündüğümde acım biraz hafifliyor, rahatlıyorum. Ama onu çok özlüyorum.

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik