Reklam
Reklam
                                              Kardan Yorgan
Arzu Dinçtaşar

Kardan Yorgan

Bu içerik 398 kez okundu.
Reklam

 

 

Seyfi yanında can arkadaşı Ziya ile aşılması zor yolları katediyordu.1914 yılının Aralık ayının soğuk bir kış günüydü. Bu yiğit iki asker Yemende görevliyken birlikleriyle beraber Sarıkamış’ a sevk edilmişlerdi. Uzun zamandır Yemende görevli olduklarından sıcak iklime alışmışlardı. Sarıkamış’ın dayanılmaz soğuğuna katlanmaları oldukça güçtü. Yemende bulunurken sürekli kavurucu sıcaktan şikâyet ediyorlardı. Bu sıcağı arayacakları akıllarının ucundan geçmezdi.

Sarıkamış’a varmaları neredeyse dört ayı bulmuştu. Birlikleriyle beraber zorlu bir yolculuğun ardından sonunda Sarıkamış’a ulaşmışlardı. Rusların elinde bulunan Kars’ı yeniden vatan topraklarına kazandırmak için savaşacaklardı. Düşmanı Allahuekber dağlarından aşarak bozguna uğratacaklardı.

Dağ geçitlerinde sıcaklık sıfırın altında otuz beş dereceye kadar düşüyordu. Üzerlerinde yazlık üniformaları vardı. Bu soğuğa dayanabilmek için hazırlıksızdılar.  Ziya arkadaşına;

“Seyfi bizim kışlıkları ne zaman verecekler oğlum donuyoruz valla” dedi.

“Bugün yarın verirler herhalde. Ayaklarımdaki çarıklardan bir kurtulsam başka bir şey istemiyorum. Şu karda bunlarla yürünür mü? Yürünmüyor işte! Botlarımız olsa hızlı hızlı yürür yolu aşar düşmanın tepesine bineriz”

Ne yazık ki bilmedikleri bir şey vardı. Komutanları bu durumu moralleri bozulmasın diye askerlerden saklıyordu. Askerlere erzak, kışlık kıyafet ve malzeme taşıyan gemiler Karadeniz’de batırılmıştı. Yazlık üniformalarıyla sadece düşmanla değil soğukla ve yoklukla da mücadele edeceklerdi. Aynı zamanda teçhizatlarını taşıyacak hayvan sayısı da az olduğundan taşıma işinin bir kısmını da askerler üstlenmişti.

Ziya ile Seyfi ortalarına aldıkları sandıkla patika yolda bata çıka ilerlerken aralarında sohbet ediyorlardı.

“Yarın bir de bakmışız kışlıklarımız gelmiş, of f ne güzel. O zaman bu soğuk bize işler mi Ziya?”

“İşlemez tabi oğlum baksana halimize üst baş yok. Hele bir gelsin kışlıklar sen o zaman gör beni”

Uzun zaman düşmanla karşılaşmak umuduyla var güçleriyle yürümeye devam ettiler. Gıda sıkıntısı olduğundan çoğu zaman aç vaziyetteydiler. Su yoktu. Karları yiyerek susuzluklarını gidermeye çalışıyorlardı. Bir kaç kez dinlenmek için izin istediklerinde komutanları azarlayarak yürümeye devam etmelerini emretmişti. Isınmak için ateş yakmalarına bile izin verilmiyordu. Saatler geçtikçe kısa kış günü yerini akşama bıraktı. Akşamla beraber çıkan ayaz yüzlerinde kamçının acısını bırakıyordu. Bu soğuğa dayanmak gerçekten çok zordu. Hayvanlar da soğuktan ve açlıktan telef olmaya başlamıştı. Gündüz kardan ıslanan çarıkları gece olunca donuyor ayaklarında kaskatı kesiliyordu. Yürümek işkenceye dönüşmüştü.  Seyfi ve Ziya da diğer arkadaşları gibi günlerdir banyo yapamadıklarından kokmaya başlamış ve bitlenmişlerdi. O kadar vahim durumdalardı ki artık aralarında da konuşamaz olmuşlardı. Konuşabilecekleri her şey onlara ölümü çağırıyordu. Gördükleri her kötü manzarada artık sadece birbirlerine ümitsizce bakıyorlardı. Bir keresinde gündüz siper kazıp yol açarken hayvanların kulakları sağır eden feryatlarına dikkat kesildiler. Seslerin geldiği yöne baktıklarında hayvanların açlıktan birbirlerinin kulaklarını ve kuyruklarını yemeye çalıştıklarını gördüler. Hayvanların çoğu zaten ölmüştü kalanlar da hayatta kalmak için birbirlerini kemiriyorlardı. Bazıları yükleriyle beraber kara gömülüyor yığılıp kalıyorlardı. Kötü sona yaklaştıklarını hisseden iki arkadaşın ağızlarından tek kelime dahi çıkmıyordu artık. Yol boyunca yürürken gördükleri manzara yürekleri dağlıyordu. Küme küme tüfeklerine dayanarak çöküp kalmış ve oldukları yerde adeta buzdan heykele dönüşmüş askerleri üzüntüyle izliyorlardı. Kendilerinin de bu akıbete maruz kalacaklarını biliyorlardı ama dile getirmiyorlardı. Bu ölüm sessizliğiydi.  Zaman zaman Seyfi’nin aklına uzun süredir hasret kaldığı anası geliyor derinden bir iç çekiyordu. Anasının ona çok sevdiği tarhana çorbasını yaptığını ve boğazını yakarak çorbayı içtiğini hayal ediyordu. Anasının gür sesi kulaklarında çınlıyordu;

“Ah oğlum buz kesmiş ayakların, dur hemen yün çoraplarını giydireyim” dediğini duyar gibi oluyor, annesinin ayaklarını ovduğunu, battaniyelere sardığını gözlerinin önüne getiriyordu.

Ziya’nın sesiyle girdiği hayallerden çıktı Seyfi.

“Seyfi ben artık dayanamıyorum,  yürüyemeyeceğim. Ayaklarıma,  bacaklarıma sözüm geçmez oldu. Sen sakın durma, devam et”

“Olmaz öyle kardeşim, gel yaslan bana. Kolunu at boynuma, ben seni taşırım. Beraber yürürüz”

“Anlamıyorsun Seyfi, ayaklarımı artık hissedemiyorum, çok yoruldum. Biraz şuraya oturup dinleneyim. Sen git, ben sana yetişirim”

Aslında Seyfi de aynı durumdaydı ama otururlarsa bir daha kalkamayacaklarını biliyordu. Ziya’nın moralini bozmak istemiyordu, gidişat kötüydü. Ayakları, elleri uyuşmuş karıncalanmaya başlamıştı. Soğuktan o kadar titriyorlardı ki çeneleri çat çat birbirine vuruyordu. Isınacak bir ateş yakmalarına müsaade etseler belki toparlanabilirlerdi. Akşamın sessizliğini bozan askerlerin ayakları altında ezilen karın hışırtısı ve titreme sesiydi.

Ziya birden bire yere yığıldı. Ayak bilekleri kaskatı olmuş artık vücudunu taşıyamaz hale gelmişti. Yere yığılınca var gücüyle haykırarak ağlamaya başladı. Kendine hakim olamayıp karları kendi üstüne yığıyordu. Sanki bir an önce bu işkenceye son vermek istiyordu. Seyfi tüm gücüyle arkadaşını kavrayıp kaldırmayı denedi. Ama onun da artık gücü tükendiğinden Seyfi de Ziya’nın yanına çöktü. Ziya’yı oturma pozisyonuna getirip tüfeğini omzuna taktı. Kendi tüfeğinin de omzunda olup olmadığını kontrol etti. Arkadaşına sıkı sıkı sarıldı. İçinden en azından düşmanla çatışıp ölseydim diye geçirdi. Ziya artık feryat etmiyor yüzünde bir tebessümle ona bakıyordu. Uyku var gücüyle göz kapaklarına çökmüştü. Nasıl tatlı bir uykuydu bu? Karşı koymak imkânsızdı.

Seyfi gözleri kapalı vaziyette kendi kendine mırıldanmaya başladı ;

“Anne üstümüzü örter misin? Biz çok üşüyoruz anne, anne, anne”

Şiddetli yağan kar iki arkadaşın üzerine adeta bir yorgan gibi serildi. Gecenin karanlığında birbirlerine sarılı şekilde derin bir uykuya daldılar.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
nüket aydın     2018-05-08 İçim acıdı okurken,yüreğimin derinliklerine dokundun..Ah Sarıkamış dedirttin..tebrik ederim canım çok başarılı..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik