Reklam
Reklam
istanbul escort
Hani bahar da çiçekler solmaz dı?
Onur Sancak (Yaşam Koçu)

Hani bahar da çiçekler solmaz dı?

Bu içerik 3391 kez okundu.
Reklam

 

 

Yağmur altında sırılsıklam olmuştum. Gözyaşlarım yağmurla karışmıştı. Deli gibi bağırmak istiyordum. Onu şimdiden özlemiştim. Onsuz yapamayacaktım. Cevabı ne olursa olsun onu sevdiğimi mutlaka söylemeliydim.

 

            Döndüm köşedeki çiçekçiden kır çiçekleri alıp ona doğru koştum.

 

            Apartmanın kapısını açtığımda bacaklarım titriyordu. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Elimle göğsümü tuttum. Merdivenleri çıkarken bacaklarımın dermanı kalmamıştı. Bu kadar basamak inmiş miydim? Çık çık bitmiyordu. Biran önce Bahar’ a kavuşmak istiyordum. Parmağımı zilin üzerinde uzun süre tuttum. Çalıp çalmamakla tereddüt ettim. Zili çalınca kaçmak istedim. Tam arkamı dönmüştüm ki, Bahar kapıyı açtı. Her zaman ki gülümsemesiyle beni karşıladı.

 

            “Bak beni dinlemedin sırılsıklam olmuşsun” dedi.

 

            “Önemli değil” dedim.

 

            “Gel bir havlu vereyim kurulan.”

 

            Hiçbir şey söylemeden onun peşinden banyoya gittim. Beyaz kapaklı dolabı açtı. İçinde özenle katlanmış havlulardan birini aldı, bana uzattı.

 

            “Saçlarını kurula, hasta olacaksın” dedi.

 

            Elimdeki kır çiçeklerini ona uzattım.

 

            “İlahi” dedi. Senin kadar romantiği yoktur. Ne kadar düşüncelisin sen. İyi ki çayın altını söndürmedim tulu sıcak. İç bir bardak.”

 

            Hiçbir şey söylemedim. Gelip elimi tutmasını ne kadar isterdim. Ona ne kadar ihtiyacım vardı.

 

            Banyodan çıkıp yine aynı koltuğa oturdum. Çay içtiğim fincan masanın üzerinde duruyordu. Hala kaldırmamıştı.

 

            “Yağmur gözümü korkuttu çıkamadım bende. İyi ki çıkmamışım” dedi. “Bak sırılsıklam olmuşsun.”

 

            “Ben aşkımdan sırılsıklamım Bahar” demek istedim. “Niye bunu görmek istemiyorsun? Sana aşığım.”

 

            Masanın üzerinden fincanı aldı, mutfağa gitti.

 

            “Çiçekler çok güzel gerçekten” dedi.

 

            “Beğendiğine sevindim” dedim.

 

            Fincanın yanına bir dilim limon koymuş alıp geldi Bahar. Sana pasta da getiriyorum. Kestaneli. Bilirim seversin kestaneli pastayı.

 

            “Severim.”

 

“Sen bugün bir garipsin. Bir şey mi oldu?”

 

“Hayır” dedim.

 

Bu soru benim hıçkırıklara boğulmama yetebilirdi. Öyle zor tutuyordum ki kendimi, boğazıma düğümlenen o şeyi yok edemiyordum. Hıçkıra hıçkıra ağlamam için beni zorluyordu. Dirensem de gözlerimin ıslaklığı belliydi.

 

“İyi ki döndün. Hem anlamadım niye öyle kaçar gibi gittin. Delisin valla.”

 

Başımı hafifçe kaldırdım. Gözlerine baktım. Bende ki bakışlara inat ışıl ışıldı. Gülümseyerek baktı.

 

“Sen ağlıyor musun?”dedi.

 

“Yok” dedim. Bunu da nereden çıkardın.”

 

Yanağıma, tutmaya çalıştığım yaş fütursuzca indi. Bahar şaşırmıştı.

 

“Bir şey mi oldu” dedi.

 

“Hayır dedim. Bahardan mıdır nedir son günlerde gözlerimde yaşarmalar oluyor.”

 

İnanmadığı belliydi. Garip garip gözlerime baktı.

 

“Sen aşık mısın yoksa?” dedi.

 

Birden kıpkırmızı oldum. Elimin titremesinden çay bir damla pantolonuma düştü. Ona olan aşkımı anlamış mıydı? Peki, ne diyecekti?

 

“Kimmiş bakalım bu şanslı kız?”

 

Cevap veremedim. Sensin demeyi, ben sana aşığım demeyi çok isterdim. Cesaretimi toplamaya çalıştım ama söyleyemedim.

 

“Artık tanıştırırsın” dedi.

 

“Yok, öyle biri” dedim.

 

“Sen aşıksın” dedi. Seninle her bahsine girerim. Senin adına çok sevindim. Epeydir bunu sende görüyorum.

 

“Yok, öyle bir şey diye” bağırdım.

 

“İyi canım dedi. Ne bağırıyorsun. Yoksa yok. Haydi, pastadan ye.”

 

“Canım istemiyor.”

 

Birden gök gürlemeye başladı. Kalktı yanıma, sandalyenin ucuna oturdu.

 

“Gök gürültüsünden çok korkarım” dedi.

 

Elimi sandalyenin arkasına koydum. Saçları parmaklarıma değiyordu. Bana aşık mıydı?

 

Ne konuşacaktı benimle?

 

“Gel bilgisayarı açalım. Bak sana ne göstereceğim” dedi.

 

Yüzüne merakla baktım.

 

“Gel bak. Leyla dışında kimse bilmiyor.” 

 

“Neyi.”

 

“Gel bak.”

 

Bilgisayarı açtı. Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

 

“Bendeki değişikliği fark etmişsindir.”

 

“Yok.”

 

“Bir şey mi oldu?”

 

“Galiba olacak.”

 

Ne dediğini anlamakta zorluk çekiyordum. Elimi tuttu. Titremeye başladım. Yoksa bana “Seni seviyorum” diye mesaj mı yazdı diye düşündüm.

 

Bilgisayarda bir fotoğraf açtı. Esmer, şık giyimli, oldukça yakışıklı birinin fotoğrafıydı.

 

Şaşkın gözlerle baktım.

 

“Bana evlenme teklifi etti” dedi.

 

Nasıl ölmedim hayret ediyorum.  Kalbim her an durabilirdi.

 

“Évlenme mi?”

 

“Evet. Ondan hoşlanıyorum”

 

“Hani aşka inanmıyordun?

 

“Aman lafın gelişi. Onu çok beğeniyorum. Nasıl ama yakışıklı değil mi? Zengin de.”

 

Hiçbir şey söylemedim. Yüzüme baktı.

 

“Beğendin değil mi?”

 

“Evet”

 

“Çok kibar. Valla işe git, para kazan kaygısı yaşamak istemiyorum. Biraz da bacaklarımı uzatıp oturmak istiyorum.”

 

“Seviyor musun onu?”

 

“Hoşlanıyorum. Zamanla severimde.”

 

“Sevmiyorsun yani.”

 

“Sevmiyorum demeyelim de. Aşık değilim.”

 

“Parası için mi?”

 

“E tabi rahat yaşamak isterim.”

 

“Hayırlı olsun.”

 

Kapıya doğru yürüdüm. Kapının kolunu çevirirken artık gözyaşlarımın kontrolünü kaybetmiştim.

 

“Sende bir hoşsun. Aniden gelip gidiyorsun. Nereye gidiyorsun şimdi.”

 

“Geç oldu” dedim.

 

Kapıyı açtım. Sanki kapının önünde büyük bir boşluk vardı ve ben o boşluktan aşağıya düştüm. Her şey etrafımda dönmeye başladı. Tırabzanlardan tutunarak, merdivenlerden inmeye başladım. Bu sahneyi daha önce de yaşamıştım. Ne acıydı aynı acıyı bir daha yaşamak.

 

Bacaklarımın dermanı kalmamıştı. Çok zor iniyordum. Hiç bu kadar içim acımamıştı. Tarifsiz bir keder içindeydim. Bütün gücümle tutundum.

 

“Seni sevmiştim bahar” dedim. “Seni sevmiştim...”

 

 

 

 

 

  

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik