Reklam
Reklam
istanbul escort
Acı Bir Babalar Günü
Onur Sancak (Yaşam Koçu)

Acı Bir Babalar Günü

Bu içerik 1336 kez okundu.
Reklam

 

        

 

          Belki bütün babalar fedakardır ama bana göre benim babam çok fedakar. Onun yaptıklarını şimdi düşünüyorum da, kimse yapmazdı…

         Babam boyası kavlamış eski model arabasıyla yazları dondurma satardı. Elbette havalar ısınıncaya kadar da evde otururdu. Kalp hatası olduğu içinde başka bir iş yapamıyordu. Yazın dondurmadan kazandığı parayla bütün kışı geçirmeye çalışıyorduk. Çoğu zaman canımız çikolata ister alamazdık. Bütün sevdiğimiz şeylerden mahrum kalıyorduk. Babamın ara sıra getirdiği dondurmayı yiyebiliyorduk. Ama ben babam daha çok dondurma satsın diye fazla yememeye çalışıyordum.

         Bazı günler babam arabasıyla birlikte dondurma satmaya bende gidiyordum. Mahalleye girince etrafımızı dolduran çocukların cıvıltısını çok seviyordum. O zaman babam çok para kazanacak demekti. Babamın güldüğünü görünce ben de mutlu oluyordum.

         Arabamızın borcu daha bitmemişti. Her gece borcumuzun bitmesi için dua ediyordum. O zaman babam, geceleri basma perdenin gerisinde oturmayacaktı biliyordum. Onu derin düşünceler içinde görmek beni kahrediyordu.

         Bazı günler babam etrafına toplamış çocuklara türküler söylerdi. Bu çocukların hoşuna gider, ellerini şaklatarak türküye eşlik ederlerdi. Bazen ben de keyiflenir oynardım. Beni gören mahalleli daha da fazlalaşırdı. Satışımızda böylece artardı. O gün eve neşe içinde dönerdik. Babam arabayı daha keyifle sürerdi.

         Her gün havanın sıcak olmasını isterdim. Sabah yataktan kalkar kalkmaz perdeyi açıp dışarıya bakardım. Hava güneşliyse yaşasın diye bağırırdım. Hava kapalıysa ya da yağmur yağıyorsa suratım asılırdı. Çok para kazanmak istiyordum. Belki çok para kazanırsak borcumuzu öder bir ev alabilirdik. Kirayı ödeyemediğimiz zamanlar ev sahibinin gelip evden çıkın diye baskı yapması beni çok kızdırıyordu. O zaman Saadettin Amca’nın bacağına bir tekme atmak istiyordum. Hele bir de küfürlere başlayınca yerden taşı alıp kafasına vurmamak için kendimi zor tutuyordum. Babam Saadettin Amca’nın karşısında ezilerek;

         “Bu ay havalar soğuk gitti Saadettin Emmi pek iş olmadı” diyordu.

         “Ben anlamam” diyordu Saadettin Amca. Ben paramı bilirim. Bul buluştur getir benim paramı.”

         “Kimden bulayım?”

         “Kimden bulursan bul.”

         Babam çaresizce tamam diyordu. Ama hiç kimseden borç bulamayacağını biliyordu. Ama yine geçiştirmek için bunu söylemek zorundaydı.

         Saadettin Amca ikna olmuyor söylenerek gidiyordu. Biz bu sahneyi defalarca yaşıyorduk. Bunlar yaşandıktan sonra babamı daha çökmüş görüyordum. Çaresizlik kötü bir şeydi. Fakir olduğumuzu bildikleri için kimse bize borç vermiyordu. Babam kaç defa borç istemeye gitmiş eli boş dönmüştü.

         Annem önceden büyük bir kazanda sütü kaynatıyor, sonra içine salep ve şekeri koyuyordu. Sonra babam onu makinede dondurma haline getiriyordu. Dondurma hazırlanırken bizim evde bayram havası oluyordu. Dondurma hazırlanırken babam “dondurmam kaymak” diye bağırır bizi güldürürdü. Kardeşimde bende onları dikkatle izlerdik. Hele hazırlanan dondurmanın içine renk veren boyayı katıp rengarenk dondurma oluşunca bir ressamın paletindeki renkler gibi hayatımın şeklini çizmeye hazırdı.

         Kardeşim bazen dondurma yemenin ölçüsünü kaçırıyor boğazları şişiyordu. Böylece uzun süre dondurma yiyemiyordu. Ben de onu kızdırıyordum.

         Babam akşam yemeğini yerken dalgındı. Annem onun bu dalgınlığını fark etmiş olacak ki;

         “Neyin var?” dedi birden.

         “Yok bir şey” dedi babam. “Havalar soğuk gidiyor. Arabanın taksidi, evin kirası var. Nasıl ödeyeceğiz? Yakında Saadettin Amca yine kapıya dayanır. Onun hakaretlerine dayanamıyorum artık. Elimden bir kaza çıkacak diye korkuyorum.”

         “Sakin ol” dedi annem. “Havalar düzelir elbet hep böyle gidecek değil ya. Isınınca iyi satış yapar bu açığı kapatırsın.”

         “Arabanın taksidini nasıl ödeyeceğiz?”

         “Cemil Ağabeyden borç istesen.”

         “Biliyorsun kaç defa istedim. Utanmasa o benden borç isteyecek.”

         Sofradan kalkıp kola kutusundan yaptığım kumbarayı alıp geldim.

         “Bu ne?” dedi babam.

         “Babalar gününde sana hediye almak için para biriktiriyordum. Al bunu arabanın taksidine verirsin.”

         Babamın gözlerinde yaşlar birikti. Birden boşaldı.

         “Beni ağlattın çocuk” dedi.

         Kumbarayı masanın üzerine boşalttım. Bu parayla ancak iki adet çikolata alınabilirdi. Ama olsun en azından katkım olurdu.

         Babam;

         “Koy o parayı kumbaraya” dedi.

         Ağlamaya başladım.

         “Niye ağlıyorsun?” dedi babam.

         “Keşke daha çok biriktirebilseydim.”

         “Sen yapabileceğinin en çoğunu yapmışsın zaten.”

         Kalkıp babamın boynuna sıkıca sarıldım.

         “Seni çok seviyorum babacığım.”

         “Ben de seni.”

         Babalar günü erkenden kalkıp, babam için aldığım anahtarlığı verdim. Babamda beni yanaklarımdan öptü. Anahtarlığı çok beğenmişti.

         “Haydi sizi gezmeye götüreyim.”

         “Yaşasın” diye bağırdım.

         Annem kardeşimi hazırladı. Bende en yeni giysimi giyip yola çıktık.

         Babam;

         “Size pide yedireyim” dedi.

         “Ben istemem” dedim.

         “Niye?” dedi.

         “Çok para tutar.”

         “Olsun kırk yılda bir yapacağız. O kadar da masraf yapalım.”

         Babam şehrin içinde birkaç tur attıktan sonra bizi bir apartmanın altında köhne bir pideci dükkanına götürdü. Camekanın önünde kocaman şişe takılmış döner duruyordu.

         “Size döner alayım mı?” dedi.

         Hiçbir cevap vermedim.

         “Galiba döner istiyorsunuz. İkinize döner alayım biz de pide alıp paylaşalım.”

         Bunun adı fedakarlık mıydı? Kafam çok karışıktı. Neden böyle bir şey yapıyordu babam. Neden bizde herkes gibi rahat para harcayamıyorduk. Fakirlikten ve paradan nefret ediyordum. İkisi de benim düşmanımdı.

         Yemekten sonra babam köşesine çekilip bir keyif sigarası içti. Bizde ona sıkıntıları hatırlatmamaya çalışıyorduk.

         Pideciden çıktıktan sonra annem öne bizde kardeşimle arkaya oturmuştuk. Babam yine neşe içinde türkü söyleyerek arabasını sürüyordu. Birden önümüze kocaman bir kamyon çıktı. Büyük bir gürültü oldu. Gerisini hatırlamıyorum.

         Gözümü hastanede açtım. Kardeşimde yanımda yatıyordu. Çok susamıştım. Su diye mırıltıyla seslendim.

         “Kendine geldin mi?” dedi hemşire.

         “Ne oldu bana?” dedim.

         “Bir kaza geçirmişsiniz.”

         “Annem babam nerede?”

         “Onlar diğer odada yatıyor.”

         “Annemi istiyorum.”

         “Şimdi onlarda dinleniyor. Yanına gelecekler.”

         “Arabamıza ne oldu?”

         “Şimdi bunları düşünme. İyi olmaya bak.”

         Birkaç gün hastanede yatmıştım. Ne annemi ne babamı görememiştim. Kardeşimde iyileşmişti. Annemi istiyorum diye ağlamaya başladım. Hemşire benim ısrarıma dayanamayıp beni annemin yattığı odaya götürdü.

         Odaya girdiğimde annem ağzında solunum cihazı kolunda serum baygın yatıyordu. Beni duymadığını bile bile ona bir şeyler söyledim.

         “Babamı da görmek istiyorum” dedim.

         “Olmaz” dedi. Ağlamaya başladım. Hemşire beni sandalyeye oturttu.

         “Bak” dedi. “Sakin olmalısın. Sen kardeşinden daha büyüksün. Akıllı bir çocuğa benziyorsun.”

         “Ne oldu?” dedim.

         “Baban öldü.”

         “Öldü mü?”

         “Evet. Şimdi annenin iyi olması için dua edelim.”

         Ne söyleyeceğimi bilemeden öylece kaldım. Ağlamak istiyor ağlayamıyordum. Göz yaşlarım gözlerimde donmuştu.

         “Ya arabamız”

         “Siz o arabadan sağ çıktığınıza dua edin. Araba iki büklüm olmuş.”

        Sandalyeden kalkamadım. En son hatırladığım şey babalar günüydü ve benim en acı günüm olmuştu. O gün uyandığımda babamı o gün son görüşüm olduğunu bilmiyordum.

         Hemşire elimden tuttu beni yatağıma götürdü.

         “Babam öldü şimdi borçlarımızı nasıl ödeyeceğiz” dedim.

         “Sen bunları düşünme” dedi. “İyi olmaya bak. Diğer yatakta yatan kardeşime baktım. Bizi nasıl bir sefaletin beklediğini bilmeden çok masum yatıyordu. Bu manzara karşısında hıçkırarak ağlamaya başladım. Kardeşim şaşkınlıkla bakıyordu. Kalkıp ona sarıldım.

         “Babamız öldü, artık bizimle olmayacak” dedim.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik