Reklam
Reklam
                     Yaşıyorsan Hayattasın -1
Arzu Dinçtaşar

Yaşıyorsan Hayattasın -1

Bu içerik 449 kez okundu.
Reklam

                              

 

 

“Hayat ne zaman başlar ne zaman biter? Ana rahminden ayrıldığın zaman mıdır başlangıcı? O sonsuz uykuya daldığın an mıdır bitişi? Belki bu bitiş yeni bir hayatın başlangıcıdır aslında. Hiç bilemediğimiz belki önceden hiç yaşıyormuşuz gibi hissetmeyeceğimiz, farklı tatlar alacağımız başka yaşamlar sunulacak bizlere, bilemiyoruz. Tanık olduğumuz şu an şu saniye belki binlerce kez tekrardan ibaret. Ya da binlerce kez farklı yaşamlardan.  Kendimizin şu an için dahil olduğu ömür dediğimiz ve bildiğimiz hayatta kaç kez benim için hayat bitti veya benim için hayat yeniden başlıyor deriz? Benim için dediğimiz halde yaşadığımız kendi hayatımız mı yoksa başkalarının şekillendirmesine izin verdiğimiz bir hayatı mı yaşıyoruz? Geriye dönüp baktığımızda yaşadığımızı sandığımız hayatın aslında sadece nefes alıp vermenin dışında bir şey olmadığını düşünürüz kimi zaman.  Koskoca bir ömrü kendimizden başka herkese emanet etmişizdir. Kendi kurallarımız,  isteklerimiz,  hayallerimiz kendi olmaktan çıkıp bambaşka bir hale bürünmüştür. Kendi yaşam saatimizi başkalarının kurmasına izin vermişizdir. Yelkovan ve akrep senden başka herkesin kontrolündedir. O saate her baktığımızda her ne kadar ilerlediğini zannetsek de aslında saniye saniye kendi hayatımızdan geriye gitmişizdir. O zaman bu yaşadığımız hayatı kendi benliğimizde ne kadar sahiplenebiliriz? Bu hayatı ben yaşadım nasıl diyebiliriz? Kendi kimliğimizi, varlığımızı yok sayarak aldığımız her nefes ne kadar doyurucudur? Bunları düşünün lütfen! Hayatınız sadece ve sadece kendi tercihlerinizden ibarettir. Bunu siz belirleyebilirsiniz. Hayatınızı sizden başkalarının tercihlerine göre yaşarsanız o yaşam size ait bir yaşam değildir, bir yanılsamadan ibarettir. Bunu unutmayın! ”

Zeynep psikoloğunun söylediklerini geçiriyordu aklından. Kendi yaşamına bir ayna tutulmuştu sanki. Yürüdüğü caddede içindeki öfkeyi söküp atmak istercesine avazı çıktığı kadar bağırmak istiyordu. Sadece haykırmak ve içindeki zehri akıtmak, tıpkı Yeşil Yol filmindeki John karakteri gibi. Bu filmi her izlediğinde  “yoruldum patron” repliğinde hıçkırıklara boğuluyordu. Gerçekten çok yorgundu. Acılarından kurtulup yeni bir hayata başlamak arzusundaydı. Sorunlarının üstesinden gelmeye çalışmış ama başaramamıştı ve profesyonel bir yardım almaya karar vermişti.

Bir buçuk aydır haftada bir olmak üzere psikoloğa gitmeye başlamıştı. Yaşadıklarını, duygularını başka birine anlatmak başta biraz zorlamıştı ama birkaç seans sonrasında rahatlamaya başladığını fark etmişti.  Terapiye sonuna kadar devam etmeye karar verdi.

Zeynep evinin önüne geldiğinde merdivenlerde birinin oturduğunu gördü. Yaklaştıkça bu kişinin babası olduğunu anladı. Merdivenleri hızla çıkmaya başladı ve yüksek sesle;

“Ne işin var senin burada, bir daha sakın gelme demedim mi?” dedi.

“Zeynep kızım ne olur! Bana kızmakta çok haklısın ama lütfen beni bir kez dinle, lütfen!”

“Seni bir kez dinleyim öyle mi? Ne anlatacaksın? Kızım ben senin söylediklerini dinlemedim, sana inanmadım. Kendini bile savunamayacak kadar küçük yaştayken seni bıraktım, seni hayatımdan attım mı diyeceksin? Bunları zaten biliyoruz. Seni dinlemek falan istemiyorum.”

Zeynep öfkeden kıpkırmızı olmuştu. Karşısında çaresiz gözlerle bakan babasını tüm gücüyle itekledi.

“Defol senin yüzünü bile görmek istemiyorum, defol git. Benim babam hiç olmadı.” diyerek  açtığı kapıyı hızla çarpıp içeriye girdi. Çantasını öfkeyle yere fırlattı ve olduğu yere çöktü. Sarsıntılarla ağlamaya başladı. Susmak istemiyordu, gücü bitene kadar sadece ağlamak istiyordu.

Psikoloğuna ilk gittiğinde de hiç konuşmamıştı daha çok ağlamakla ifade etmişti kendisini. Sonraki seanslarda yavaş yavaş anlatmaya başladı. İlk söylediği cümle “ben çok yorgunum” oldu. Psikoloğu neden yorgun olduğunu sordu.

“Yaşamaktan. İçimdekiler artık çok ağır geliyor, taşıyamıyorum. Gözlerim , yüreğim şahit olduklarını unutsun istiyorum. Duyduklarımın yanlışlıkla söylenmiş şeyler olduğunu düşünmek istiyorum. Gerçeği kabullenmek canımı çok yakıyor. Başka bir yaşam olsun, yeniden doğmuş olayım. Eskiye dair hiçbir iz olmasın zihnimde.”

“Zeynep Hanım sizi anlıyorum, yaşadıklarınız anladığım kadarıyla sizi epey sarsmış. Hepimiz yaşadığımız hayattan zevk almak istiyoruz, mutlu olmak istiyoruz. Ama bu hayatın içinde mutluluklar olduğu kadar, bizi mutsuz eden durumlar da olabiliyor ne yazık ki. Önemli olan bu durumlar karşısında bizim alacağımız tavır. Bu olumsuzluklarla baş edebilme gücümüz.”

Zeynep psikoloğunun sözünü keserek araya girdi;

“İşte ben de bunu söylüyorum. Bu hayatın içinde mutluluk da var diyorsunuz ama ben hiç görmedim. Belki mutlu anlarım olabilseydi bu olumsuzluklar karşısında direnebilirdim, o gücü kendimde bulabilirdim.”

“Peki, yaşadığınız bu olumsuzluklar sizin almış olduğunuz yanlış kararlar neticesinde olabilir mi? Yanlış seçim gibi örneğin.”

“Babamı ben seçmedim”

“Anlıyorum. Elbette bu konuda sizin tercih şansınız yok. Ben diğer olası durumlar için söylemiştim. Babanızın nasıl bir rolü oldu bu mutsuzluğunuzda? Anlatmak ister misiniz?”

“ Onun yapmış olduğu tercihler yüzünden ben bu durumdayım. Benim hiç bir söz hakkım olmadı. Babamın temelini attığı bir hayatı yaşamak zorunda kaldım. Yaşayacaksın dedi yaşadım, direndim. Direnme gücüm tükendiği anda da kendi bulduğum çareyi daha doğrusu çaresizliği seçtim. Çok küçükken annemi kaybettim ben.  Onun sevgisini, sıcaklığını çok fazla hissetme şansım olmadı. Annemin ölümünden sonra babam ikinci evliliğini yaptı. Ne yazık ki benim için kâbusa dönüşen bir hayat başladı. Üvey annem tarafından sistematik bir biçimde her gün şiddete maruz kaldım. Babam işten eve dönünce ona anlatmak istiyordum ama çok korkuyordum. Üvey annem babama bir şey belli edersem beni öldürmekle tehdit ediyordu. Sustum, hep sustum. Babamın üzülmesini istemiyordum. Bu durum bu şekilde yaklaşık üç yıl sürdü.”

“Ne tür işkenceler yapıyordu üvey anneniz?”

“Bunları anlatmak istemiyorum”

“Peki anladım. Babanızın size karşı davranışları nasıldı, sevecen miydi mesela?”

“Sevecen olduğunu söyleyemem, benimle pek ilgilenmezdi. Onun beni sevdiğini düşündürecek bir davranışına hiç rastlamadım. O daha çok kendini severdi”

 

Devam edecek…

 

 

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik