Reklam
Reklam
                                                     Yaşıyorsan Hayattasın-2
Arzu Dinçtaşar

Yaşıyorsan Hayattasın-2

Bu içerik 330 kez okundu.
Reklam

                                             

 

 

 

 

“Üvey annemin uyguladığı işkence üç yıl sürdü dediniz. Daha sonra nasıl sonlandı bu süreç?”

“Artık dayanacak gücüm kalmamıştı.  Bütün cesaretimi toplayıp babama olanları anlattım.  Bana yaptığı işkencelerden, kötü muameleden bahsettim. Babam bana ne dedi biliyor musunuz? Ben üvey annemi istemediğim için ona iftira atıyormuşum, o böyle bir şey yapacak insan değilmiş, hepsi benim uydurmammış. Kısacası beni suçladı ve bana inanmadı. Aslında bence doğruları anlattığımı biliyordu. Sırf kendi düzeninin bozulmasından korktuğu için beni yalancılıkla suçladı.  Bunları çok sonra anlayabildim tabi. Çocuk aklımla o zaman düşünemedim. Durmadan babam bana neden inanmıyor neden beni dinlemiyor diye düşünüyordum.  Üvey anneme anlattığım olayları sorma gereği bile duymadı. İnancımı yitirdim. Bir boşluktaydım sanki. Bütün benliğim adeta yerinden sökülüp atılmıştı. Hissizleştim,  ağlayamadım bile.  Kendi kendime ne yapacağımı nasıl direneceğimi düşünmeye başladım. Burada kalırsam aynı olayların yine devam edeceğinden adım gibi emindim. Halama gitmeye karar verdim. Ertesi gün okula gitmeden önce halama uğradım, olanları anlattım. Artık onunla yaşamak istediğimi söyledim. Aslında başka çarem kalmadığı için onu seçmiştim. Etrafımda sığınabileceğim başka kimse yoktu. Halamın o günkü bakışlarını hiç unutamam. Bu da nereden çıktı şimdi? der gibi baktı. O bakışların altında o kadar ezildim ki istemesem de ağlamaya başladım. Bu durumdan memnun olmadığını görebiliyordum. Halam aynı gün babamla konuştu, benim onunla kalmak istediğimi söyledi. Babam itiraz bile etmemiş, belki de üzerinden bir yükü atmanın mutluluğunu duydu o an. Ertesi gün halama yerleştim. Babam bakımım için aydan aya halama bol miktarda para verecekti. O paranın hatırına baktı halam bana. Bunu o kadar çok belli ediyordu ki”

“Ne kadar süre yaşadınız halanızla? Bu süreçte babanız sizinle ne şekilde iletişim kuruyordu?”

“Liseyi bitirene kadar halamla yaşadım. İlk başlarda babam haftada bir beni görmeye geliyordu. Sonra bu süre giderek seyrekleşti ve sonunda da hiç gelmemeye başladı. İlk zamanlar hevesle bekliyordum gelmesini. Ama daha sonra bu heves de bitti. Çünkü hayalimde yaşattığım senaryo hiçbir zaman gerçekleşmedi”

“Neydi bu senaryo?”

“Babam geldiğinde canım kızım diye beni kucağına alıp döndürecekti. Saçlarım, eteklerim uçuşacaktı. Sonra sevgiyle yanaklarıma kocaman öpücükler kondurup sıkı sıkı sarılacaktı. Benden ayrı yaşayamayacağını söyleyip üvey annemden ayrılmak pahasına beni de alacak ve evimize gidecektik. Çok istedim ama olmadı”

“Yani babanızı uzun süre hiç görmediniz mi bir daha, arayıp sormadı mı sizi?”

“Arada sırada halamı arıyordu. Adet yerini bulsun diye beni istiyordu telefona. Sürekli işlerinin yoğunluğundan bahsediyordu. Gelmeye zaman bulamadığını en kısa zamanda geleceğini falan söylüyordu. Biliyor musunuz? Artık ben de babamla görüşmek hatta sesini bile duymak istemiyordum. İçimde ona karşı duyduğum öfke giderek büyüyordu. Okulda arkadaşlarım sürekli babamı sorup duruyordu. Çünkü onlara hep hayalimde canlandırdığım baba profilini anlatıyordum. Meraklı meraklı beni dinliyorlardı. Ardından hemen sorgu sual başlıyordu;

“Madem baban sana bu kadar düşkün neden hiç buraya gelmiyor? Sen bize yalan söylüyorsun. Annem de söyledi zaten senin baban yokmuş!”

“Var, yemin ederim var. O çok çalışıyor, işlerinin başından ayrılıp gelemiyor.” diye çocuk saflığımla hemen kendimi savunuyordum. Böyle zamanlarda hep Allah’a dua ederdim;

“Ne olur Allah’ım babam bir gün okula gelsin, beni öpmese de olur. Yeter ki gelsin.”

“Hiç gelmedi değil mi?”

“Evet, hiç gelmedi, bir kere bile.”

“Babanızın bir yıl önce sizi bulduğunu ve görüşmek istediğini söylemiştiniz. Yanlış hatırlamıyorsam siz görüşmek istememiştiniz.”

“Evet, yıllardır sesini bile duymadığım babam geçen sene aniden karşıma çıktı. Çok şaşırdım. Görüşmek istedi. Cevap bile vermedim. Ağzımdan tek bir kelime çıkmadı.”

“Babanıza bir şans vermek belki içinizdeki birçok soruya yanıt bulmanızı sağlayabilir. En azından onu dinleyebilirsiniz.”

“Bir çocuk için küçük yaşta hem annesini hem babasını kaybetmek nasıl bir duygudur bilir misiniz? Bir yumru vardır hep boğazınızda, yutkunamazsınız. Her şey yarımdır, bütünleyemezsiniz.  Hayat hep eksikliklerini vurur yüzünüze. Dışarıda arkadaşlarınızla oynamak bile işkencedir. Çünkü günün sonunda herkes çocuklarına seslenir ve eve çağırır. Sizi çağıran olmaz, bir sesi hayal edersiniz. Bayramlar gelir geçer arkadaşlarınız tek tek bayramlıklarını gösterir size. Ya annesi almıştır ya babası, övünürler bununla. Sizin yüreğinize bir acı çöreklenir. Gözleriniz dolar ama belli etmek istemezsiniz. Saklarsınız yüzünüzü. Çarşıda çocukları görürsünüz. Bir elinden annesi diğer elinden babası tutmuştur. O yumuk ellerin sahibi siz olmak istersiniz, kıskanırsınız. Bu sıcaklığı bir kez olsun hissetmek istersiniz, içiniz yanar. Okul çıkışlarında hep sahipsizliğiniz yüzünüze çarpar. Ailesine koşan çocukların ardından bakakalırsınız. Sahipsizseniz hep itilip kakılan siz olursunuz. Her kabahati size yüklerler, sesiniz çıkmaz. Kabullenirsiniz. Çocuk yaşta bütün bir evin sorumluluğunu üstlenmek zorunda bırakılırsınız. Çocuk olduğunuzu unutursunuz.”

“Halanızdan mı bahsediyorsunuz?”

“Evet. Halam onda kalmaya başladığım ilk gün bana dedi ki; Zeynep Hanım öyle ekmek elden su gölden yaşamak yok bu evde. Okuldan gelince bana ev işlerinde yardımcı olacaksın. Bir dediğimi iki etmeyeceksin. Saygısızlığa hiç tahammülüm yoktur bilesin. Saygıda hürmette kusur etmeyeceksin. Ben sadece tamam hala diyebildim. Bir evde ne iş yapılıyorsa hepsini öğrendim. Bütün işleri ben yapmaya başladım. Okuldan gelir gelmez işleri yapmaya başlıyor, halamdan azar işitmemeye gayret ediyordum. İşlerden fırsat bulabildiğim zamanlarda ders çalışıyordum. Ona bile kızıyordu;

“Hah! Sanki âlim olacak başıma. Hadi kalk yeter bu kadar ders. Karnım acıktı sofrayı hazırla.”

“Bir gün sabah okula giderken halamdan harçlık istedim. Çünkü arkadaşlarımın çoğu teneffüste gazozla simit alıyorlardı. O kadar canım çekerdi ki! Çocukluk işte, heveslenirdim ama alamazdım. Param yoktu. Halama; bana biraz para verebilir misin hala? Simitle gazoz alacağım. Sadece bir kere ne olur! Başka hiç istemeyeceğim, dedim. O da bana;

“Senin bu evin nasıl geçindiğinden haberin yok galiba. Bugün gazoz için istersin yarın başka şey olur. Yok, para yemeyiver, ölmezsin.” dedi.

“O günü hiç unutmam. Ağlayarak okulun yolunu tutmuştum. Benim çocukluk hayallerimde bu kadarına bile yer yoktu.”

“Evet, sizi anlıyorum. Çocukluğunuzdan beri taşıdığınız yükler size çok ağır geliyor olmalı”

“Garip olan ne biliyor musunuz? Acıyı kabullendim artık canım eskisi gibi yanmıyor. O kadar benimsemişim ki, bu hayatın dışında bir hayat nasıl sürülür tahmin bile edemiyorum.”

“Peki Zeynep Hanım haftaya çarşamba günü tekrar görüşelim. Bu zamana kadar lütfen sık sık dışarıya çıkın. Havalar bu ara güzel gidiyor bol bol yürüyüş yapın lütfen. Doğaya bırakın kendinizi bu size iyi gelecektir.”

 

 

Devam edecek…

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
nüket aydın     2018-09-07 Canım süper olmuş,devamını sabırsızlıkla bekliyorum :)
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik