Reklam
Reklam
istanbul escort
Ardıl
Nilgün Çelik(Yazar)

Ardıl

Bu içerik 428 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ardıma bakmadan çıktığım eve kaçak gibi giriyorum. Her şey gibi gururum da değişmiş,  incinmiyor. Ne âlâ… Kızmıyorum kendime, küsmüyorum.

Bıraktığım gibi değil ev.  Havada ezilmişliğin kokusu, yalnızlığın gürültüsü yok. Benimle birlikte yok olmuş belki de. Tüm eşyalar yerlerinden memnun, gülümsüyor. Eve sinen koku,  güven. Ne âlâ… Oysa her solukta ezilmişlik, kimsesizlik, yalnızlık yok muydu? Gözlerimin gezdiği yerde kendimi görmek istiyorum. Şimdi de soluduğum bu güven ağır bana. Olsun. Seviyorum, inadımı, didişmelerimi.

Girişteki aynaya ilişilmemiş, yerli yerinde. Bir yıl önce, çaresiz bir çift gözle, o aynada vedalaşmıştım. Kendi cenazemden korkar gibi gözlerimi kaçırdım aynadan. Dur dedim, Öfkelendikçe değil, sindirdikçe büyüyeceksin… Ellerim aynanın gümüş çerçevesine uzandı.  Aynada öldürdüğüm kızın saçlarını sevdim her bir oyuntuda. Gözlerime hiç bakmadım. Utanırsa önce gözlerim utanır.

Samanpazarı’nda ayaklarımız yorgunluktan birbirine dolanana kadar, en güzeli olsun diye el ele, gülerek aramıştık o çerçeveyi. Şimdi o, hiçbir şeye şahit olmamış gibi tüm heybetiyle duruyordu astığım yerde. Nankör. Yıkılmışlığımı, yaşlanışımı gözüme sokarken nasıl da gösterişli duruyordu.  Ah, bu gösteriş! Kuşatılmışlığımız.

“Ayna duruyor” dedim, coşkulu bir sesle.

“Hıı… Yakışıyor oraya”  dedi. 

Yatak odasına giden koridorda ayakkabı dolabı vardı. Ayakkabı sıkıntıdır, rüyamda kaç gecedir dar ayakkabı giyiyorum, kanatlanıp üzerime geliyorlar,  canım hiç acımıyor ama sıçrayarak uyanıyorum. Soramıyorum, ayakkabılık nerede? Yatak odasına bakmaya korkup banyoya atıyorum kendimi. Çok güzel... Hatta muhteşem. Her yer pudra pembesi. Gelin banyosu gibi. Bozulan sifon değişmiş.  Ne çok dert açmıştı başımıza. Evi su basmıştı da ilk ve son tatilimizi yapamadan yoldan geri dönmüştük. Hatırlar mı?  Küveti kaldırmışlar. Kenarında deniz kabukları dizili jakuzi var. Sabunlar, jeller, köpükler… Mutluluk var bu banyoda. Oysa ben,  eve her geç gelişinin sabahı sabunlanmadan saatlerce suyun altında otururdum… Sular öfkemi, umutsuzluğumu alıp gitsin diye beklerdim. Her damla bıçak gibi saplanırdı tenime, acıtırdı, izi var derinde.

“Kahven hazır” diye bağırdı içeriden. Aklımı ardımdan çekerek kaçar gibi çıktım banyodan. Mutfağa geldim nefes nefese.

“Neyin var?” der gibi baktı. Yüzümü kaçırdım. Şu aynada öldürdüğüm kadını yıkıyordum banyoda. Ölmemiş orada mis gibi sabunlar içinde bana baktı, gördüm onu, yine ağlıyordu diyemedim. Mutfak masasına otururken gözüme ışık tutar gibi parladı ekmek kutusu. Bağırdı bana. “Sen beni bıraktın gittin,  seni bekliyorum, dokun bana…”  Yerimden kalktım, kutuya uzanıp bir çocuğu sever gibi sevdim. Babamın gizlice verdiği üç beş kuruşla,  nasıl aldığımın hesabını vermekten korkarak eve getirdiğim ekmek kutusu.  Ne çok beğenmiştim. Demek şimdi başkasınındı. İçini açtım, ekmek yoktu. Kolonyalı mendiller, poşetli çatallar, kebapçı magnetleri…  Sarılıp ağlamak, kucaklayıp almak istedim.

Uzanıp kahveyi alırken eli elime değdi,  onlarca diken battı. Salona geçtik. Salon bıraktığım gibi değil. Kavga dövüş aldığımız mobilyalar yok ama avize duruyor. Benimle evliyken sevgilisinin aldığı, “ucuz buldum aldım, ne şahane” deyip asmak için bütün gece paralandığı avize,  kimleri aydınlatıyor bak hele. Bu ev ezikliğimi yeniden yüklüyor bana.  Yeniden yas tutuyorum. Her yas beklentiyle paralel belki de. Beklediğim ne var ki? İçimde susturduğum kadın uyanıyor. Elimdeki kahve fincanını bırakmak için mutfağa geçiyorum, tezgâha bırakmak üzereyken makinaya yerleştirmek de nerden geliyor aklıma? Yıllar önce heyecanla çalıştırıp, yıkaması bitene kadar başında beklediğim…  “Şimdi de beklemeyeceksin değil mi?” diyor.  Makineyi açıyorum, yurt dışından her hafta bir tabağını alarak tamamladığım yemek takımının parçalarını görüyorum. Pasta tabağını makineden alıyorum. Payrex. Isıya dayanıklı. “Made in France”  Kolay kırılmaz. Hem de yüreklere inat, kırılmaz. En çok kırılanlar yürekleri çiçekli olanlar mı? Mavi çiçekli. Hani kalemi elime her aldığımda sağa sola çizdiğim minik çiçeklerden.  O gün bugündür mavi çiçekler hasmım artık, kimse bilmez.  Düşünmeden uzanıyor elim. Kirine bakmadan okşuyorum tabağı. Masanın üzerinde bıraktığım çantamın içine yerleştiriyorum, hiç korkmadan, utanmadan.   Ateş basıyor. Yüzümü yıkamaya banyoya koşuyorum. Beni, aynada öldürdüğüm gençliğim karşılıyor. Köpük tüplerini açıp elime döküyor, kokulu sabunları ceplerime dolduruyor. Dolabın çekmecelerinde ne kadar ruj, far, sabun varsa uzatıyor, hepsini alıyorum hepsi benim. Benim! Ceplerim dolu banyodan çıkarken içeri çekiyor beni. “Yüzünü yıkamalısın.” diyor. Çeşmeden ferahlık akıyor. Aynada kendimi görüyorum. Aylar önce duşun altından ağlayarak çıktığım gibi mutsuzum. Yüzümü gözlerimden kaçırıp dışarı fırlıyorum. Yaslı kadın yatak odasının eşiğinde mıhlıyor beni.  Yanında tanımadığım bir adam dikiliyor, kör. Elimde defne. Defne ağır. Benden hiçbir iz yok burada. Benim olan kullanılmış, unutulmuş. Duvarda mühürlenmiş boy boy mutluluk resimlerini görüyorum. Resimdeki aynı gözler, aynı bakış. Ne güçlü ne ezik… Onları yatakta gördüğüm o gece, çarşafı üzerine siper edip bana bakarken, savunmasız yakalanmış bir hayvan gibi açıkta kalan korkak gözleri.  Dün gibi. Gurursuz ama sevdalı.  Yan duvar boydan boya dolap, dolap boydan boya ayna… Komodinin üzeri kokulu mum… Elimde yaprakları dökülmüş defne. Ayaklarımın dibi gençlik. Artık benim değil… En çok benim olan şey neydi?

“Özledin mi?” diyen sesiyle kendime geliyorum.

“Evi mi?”

“Evet evini.”

Mutfağa geldiğimde seslerimiz kadar bedenlerimiz de yakınlaşıyor. Tezgâhın üzerinde çeyizimden kalma çatalı, eve girdiğimden beri peşimdeki yaslı kadının kalbine batırıyorum. Sessizce ölüyor.

Onlarca yüz geçiyor içimden hiç birini kendim yapamıyorum.

Sessizce cevaplıyorum:

“Evim, eviniz…”

Kabulleniş hafifletir.

Yüzüm güne dönük, ardıma bakmadan yine kapıyı çekip, çıkıyorum.

Apartmanın içinde sesi yankılanıyor:

“Nereye?”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik