Reklam
Reklam
istanbul escort
                                                 Yaşıyorsan Hayattasın-3
Arzu Dinçtaşar

Yaşıyorsan Hayattasın-3

Bu içerik 405 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Zeynep psikoloğundan çıktıktan sonra dalgın vaziyette uzun caddede yürümeye başladı. Ayakları onu ayrılmış olduğu erkek arkadaşının çalıştığı işyerinin önüne götürdü. Akşam saatleriydi. Mesai bitimine çok az zaman kalmıştı. Köşe başında durup beklemeye karar verdi. Çalışanlar yavaş yavaş çıkmaya başladı. Ve onu gördü. Kerem, Zeynep’in bulunduğu yöne doğru başı önünde yürüyordu. Zeynep bir an için Kerem’in başını kaldırıp kendisini gördüğünü ve birbirlerine doğru koşarak sarıldıklarını hayal etti. Bunun gerçek olmasını o kadar çok isterdi ki!

Zeynep köşeyi dönüp gizlendi. Az sonra sevdiği adam ağır adımlarla önünden geçti. Arkasından dolu dolu gözlerle gidişini izledi. Ne çok özlemişti onu. Genç adam gözden kayboluncaya kadar bekledi. Gözyaşlarına engel olamamaya başladı. Hemen bir taksi çağırıp evine doğru yol aldı.

Eve girer girmez kendini yatağına attı ve yüz üstü haykırarak ağlamaya başladı. Onu bir türlü unutamıyordu. Gözlerinin önüne onu caddede gördüğü ilk an geldi. Nasıl da heyecanlanmıştı! Yürümesini, saçlarını, omzuna atığı çantayı tutan elini tek tek geçirdi aklından. O anı tekrar tekrar yaşamak istiyordu. Elini etajerin üstüne attı ve Kerem’in resmini aldı. Sanki karşısında gerçekten sevdiği adamın kendisi vardı. Parmak uçlarını genç adamın yüzünde gezdirdi Sanki her ayrıntısını hafızasına kazıyordu. Sonra Kerem’in bakışlarına daldı. Dünyanın en anlamlı bakan gözleri sanki onunkilerdi.

“Allah’ım onu çok özledim artık dayanamıyorum, lütfen bana yardım et” deyip resmi kollarının arasına aldı. Başını resme dayayıp tekrar ağlamaya başladı. Bir yandan da kendine kızıyordu;

“Her şey benim yüzümden. Çok kırdım ve yaraladım seni. Senin hiç bir suçun yok. Sadece beni sevdin. Her şeyi mahveden benim. Korkağın tekiyim .”

Kendini çok yorgun hissediyordu. Kerem’in resmine sarılıp yatağına uzandı. Biraz sonra mutsuzluğun verdiği ağırlıkla uykuya daldı. Uyku nelere çare değildi ki…

Sabah uyandığında kendini çok kötü hissediyordu. İçinden hiç işe gitmek gelmedi. Hemen telefona sarıldı;

“Merhaba Aslı. Bugün gelmeyeceğim. Toplantım var mıydı? Kontrol edebilir misin lütfen?”

“Bugün toplantınız yok Zeynep Hanım.”

“Harika! Çok önemli bir şey olmadığı müddetçe beni aramayın. Teşekkürler, kolay gelsin.”

Zeynep büyük bir turizm firmasında bölge sorumlusu olarak görev yapıyordu. Firmanın sahibi üniversiteden en yakın arkadaşı Meral’in babası Fikri Beydi. Meral ikisi de mezun olduktan sonra Zeynep’e iş aramasına gerek olmadığını, babasının yanında işlerinin hazır olduğunu söyledi ve iş teklifinde bulundu. Zeynep hiç tereddütsüz kabul etti ve çok mutlu oldu. Çok kısa sürede Fikri Beyin güvenini kazandı. Fikri Bey Zeynep’in çalışkanlığını, işine gösterdiği özeni, azmi ve saygısını hayranlıkla izliyordu. Bir yıl sonra Zeynep’e hak ettiği bölge müdürlüğü görevini verdi.

İş yerine gidemeyeceğini bildirdikten sonra kendini banyoya attı. Dakikalarca ılık suyun altında hiç kımıldamadan durdu. Suyun kulağında oluşturduğu uğultuya bıraktı kendini, rahatladığını hissetti. Duştan çıktı ve havluyla ıslaklığını aldığı saçını ensesinde topladı. Kafasını kaldırdığında aynadaki suretine baktı. Ağlamaktan şişmiş gözleri adeta ona isyan ediyordu. Kendisine acıdığını hisseti;

“Haline bak Zeynep! Ne yapıyorsun böyle kendine? Bir boşlukta oradan oraya savruluyorsun. Ne yapacağını bilemeyecek kadar kendine yabancısın. Umutsuz ve mutsuzsun. Nereye kadar böyle devam edecek?” diye kendi kendine konuştu. İçini kemiren büyük bir huzursuzluk vardı. Gidip radyoyu açtı. Müzik ruhuna her zaman iyi gelirdi. Bir de çay. Hemen mutfağa gidip çayını demledi. Kahvaltıdan sonra biraz dışarı çıkmayı geçirdi aklından. Sonra vazgeçti. Bu arada telefonu çaldı. Meral arıyordu.

“Zeynep bugün gelmeyecekmişsin, iyi misin? Hasta falan değilsin ya!”

“Hasta değilim, pek keyfim yok. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Ruhum kayıp, bulamıyorum.”

“Yanına gelmemi ister misin? Laflarız biraz olmaz mı?”

“Sağ ol Meral ama sanırım biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var. Ne olur kusuruma bakma.”

“Nasıl istersen canım benim ama kendini fazla üzme lütfen. Konuşmak istersen ben buradayım.”

“Teşekkür ederim canım, biliyorum.”

Telefonu kapattıktan sonra çayını alıp balkona çıktı. Sokakta yürüyen insanları izledi. Ne kadar kalabalık ve ne kadar ıssız diye düşündü. Bir yerlere yetişmenin telaşında insanlar oradan oraya hızlı adımlarla yürüyorlardı. Onların bir amaçları var mıydı acaba? Yoksa kendisini amaçsız ve inançsız hisseden bir tek o muydu? İnancı sadece kendine mi yoktu? Bunu uzun uzun düşündü. Sonra içeriye girdi. Kâğıt kalem alıp yazmaya başladı. Yazmasını psikoloğu önermişti. Kendini kötü hissettiğin anlarda duygularını kâğıda dök demişti. Bunun kendisini tanımasında ve duygularını ifade etmekte en yararlı araçlardan biri olduğunu söylemişti.

“Bu hayatta dünyaya gelen benim. Nefes alıp veriyorum. Bir bedenim ve ona eşlik eden yorgun bir ruhum var. Bu mutsuzluğumun ete kemiğe bürünmüş hali. Hissedebilen ellerim, gören gözlerim, bu bedeni taşıyan ayaklarım, çarpan bir kalbim var. Ama neden bu kadar eksiğim? İçimde koskocaman bir boşluk var. Hislerim kayıp sanki. Bana öğretilenler mi beni hissizleştirdi? Ya da bana karşı kullanmakta cimri davranılan, adına sevgi denilen duygu? Evet, sanırım sorunum bu. Ben sevilmek nasıl bir şeydir bilmiyorum. Hissedemedim. Bana öğretilen yalnızlığın kutsallığı ve gücü. Yalnız insan güçlüdür, kimseye ihtiyaç duymaz. Kendi ayaklarının üzerinde dimdik direnir hayata. Zorluklar karşısında yılmadan savaşır ve zafere ulaşır. Peki, tüm bunlar benim tercihim miydi? Hayır, böyle olmak zorunda bırakıldım. Başka türlü var olamazdım. Var mıyım gerçekten? Neresindeyim hayatın? Zaman akıp geçiyor ben hala aynı yerdeyim. Birbirini kovalayan günler, geceler hep aynı. Farklı hiçbir şey yok hayatımda. Sebebi basit; koşullarını bildiğim ve alıştığım bir yaşamın dışına adım atmak ürkütüyor beni. Korkuyorum. Hep bildiğim, tanıdığım limanda kalmak istiyorum. Sanki açılırsam fırtınaya kapılıp alabora olacağım. Dalgasını bilmediğim denize açılmak tedirgin ediyor. Yüzeyden derine çekileceğimi ve boğulacağımı hissediyorum. Limana sıkı bir halatla bağlı kalmayı yeğliyorum, cesaretsizliğime teslim oluyorum. Cesur değilim.”

 

 

Devam Edecek…

 

 

 

 

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
nüket aydın     2019-01-21 yine sabırsızlıkla bekleyeceğim devamını..:)
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik