Reklam
Reklam
istanbul escort
Yalnızlığım sende kalsın
Onur Sancak (Yaşam Koçu)

Yalnızlığım sende kalsın

Bu içerik 432 kez okundu.
Reklam

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Savaştan kaçan ailelerden birinin üçüncü çocuğuydu Hasan. İri yeşil gözleri, yüzüne çok yakışıyordu. Eleştiriye hiç gelemiyordu. Beyaz tenliydi. Eleştirildiği zaman kıpkırmızı oluyor, kulaklarına kadar kızarıyordu.

 

 Çok şık giyiniyordu. Tarzını bulmuştu. Daha iyi nasıl görünmesi gerektiğini öğrenmişti. Kırık Türkçesiyle sevimli görünüyordu.  Bazı kelimeleri anlamıyordu. Anlamadığı her şeyde “nasıl yani?” diye soruyordu. Sonrada düştüğü duruma gülüyordu.

 

Zordu yaşamı, başka bir ülkede yabancı biri olarak tutunmaya çalışıyordu. Ülkesine dönmek istiyordu. Doğduğu toprakları koklamak istiyordu.  Ama çaresizdi.  Ülkesine dönecekleri günü sabırsızlıkla bekliyordu. Yabancı olmayacağı bir yerde, kendi dilini konuşabileceği vatanında yaşamak istiyordu.  Ama ülkesindeki savaş bitene kadar dönemezdi. Çok kötüydü hiçbir yere ait olamamak.

 

Sınıf arkadaşı Celile’yi gördüğü zaman kalbinde tuhaf bir acı hissetmişti.  Sanki kalbine birisi bıçağı saplayıp kaçmıştı. İlk kez böyle bir şey hissetmişti. Ne güzel bakmıştı Celile ona.  İri gözleri vardı. Gözleri çok güzeldi. Kendini bakmaktan alamıyordu.

 

Sınıftaki erkekler Hasan’a kötü davranıyordu.  Birkaç kez erkeklerle tartışmış, ona Celile sahip çıkmıştı. Bu durum çok hoşuna gitmişti. Celile’de hoşlanmıştı ondan.

 

Aynanın karşısından ayrılmaz olmuştu. Bütün gün aynadan kendine bakıyordu.  Kuaförde saçlarına sık sık şekil veriyordu. Yeni giysiler alıyordu. Celile’nin dikkatini çekmeye çalışıyordu.

 

Celile beğeniyor mu beni diye düşünüyordu. Beğenmese o kadar güzel bakar mıydı? Celile bakınca Hasan’ın içi titriyordu. Koşup Celile’ye sarılmak istiyor, kendini zor tutuyordu.

 

Sınıf’ın en uzunu Emre tahtanın önünde duruyordu. Hasan geçerken omuzuna vurdu. Hasan omzunu tuttu.

 

“Neden vuruyorsun?” dedi.

 

Emre sırıtarak:

 

“Kazayla oldu.”

 

“Kazayla değil bilerek vurdun.” Dedi Hasan.

 

Emre Hasan’ı itip sırasına doğru yürüdü.

 

Celile Emre’nin önüne geçti.

 

“Niye vuruyorsun. Ne istiyorsun Hasan’dan?”

 

“Avukatı mısın? Sana ne? Sen kendi işine bak.”

 

“Ne yaptı sana?”

 

“Beğenmiyorsa gider ülkesine.”

 

Celile:

 

“Gidip gitmeyeceğini sana soracak değil herhalde. Gitmek isterse gider. Bir daha Hasan’a sataşırsan seni müdüre söyleyeceğim.”

 

Emre:
“İstersen ben de gelirim seninle. Hem Hasan’a bu ilgi nedir? Yakışıklılığından mı etkilendin?”

 

Hasan’ın yanakları yine kızarmıştı. Celile’nin her sözünden sonra aşkı daha da artıyordu.

 

Celile:
“Terbiyesizleşme.”

 

Emre, Hasan’a döndü.

 

“Daha bitmedi.”

 

Hasan:
“Devam ederiz.”

 

 

O günden sonra Hasan’ın, Celile’yi düşünmediği bir dakikası olmadı. Onu düşününce kalbi küt küt atıyor, heyecandan yerinde duramıyordu.  Neydi bu duygunun adı bilmiyordu. Her dakika onu görmek istiyordu.

 

Bir neden bulup Celile’ye mesaj atmak istiyordu.  Ama cesaret edemiyordu. Aşkı tarif et deselerdi Hasan’a, Celile derdi herhalde.

 

Celile’yle samimiyeti artmıştı. Teneffüslerde birlikte oturuyorlardı. O saatler geçmesin istiyordu. Celile’de Hasan’ı seviyor gibiydi. Ya da Hasan öyle hissediyordu. Hem kim Hasan’ın gözlerine Celile gibi bakardı ki? Gözlerinin içi gülüyordu. Kalbine dokunmuştu Celile Hasan’ın. Başkası böyle dokunabilir miydi bilmiyordu?

 

Kaç defa otururken “Seni Seviyorum” demek istemişti Hasan ama cesaretini toplayamamıştı. Celile’nin “Ben seni sevmiyorum” demesinden korkuyordu. Cesaret edemiyordu.

 

Yattığı zaman hep onu düşünüyordu. Onu düşündüğü zaman dünyanın en mutlu insanı oluyordu. Celile’yi görmediği zaman nefes alamıyordu.

 

Onu düşünmeden bir salise bile geçmiyordu. Neden ondan başka bir şey düşünemez olmuştu. Aşk bu kadar sancılı bir şey miydi? Celile’nin ona gülüşünü sevmişti.  Sıcacık gülüyordu.

 

Onun yanında çok heyecanlanıyordu. Eli ayağına dolanıyordu. Ne yapacağını bilemiyordu. Seni seviyorum demek istiyor ama her niyetlendiğinde başka bir şey söylüyordu.

 

Celile kimseye benzemiyordu. Şefkat doluydu. Ne kadar içten bakıyordu. Hiç kimsenin üzülmesine dayanamıyordu.  Hasan’ın üzüldüğünü görünce ona şefkatli sözcükler söylemişti.

 

“Ben öküzün tekiyim dedi Hasan. Celile gibi kibar değilim. Keşke onun gibi olsaydım.”

 

Bu aşkın yükünü çekemiyordu. Kaç defa Emre’yle Celile için kavga etmişti. Emre onun Celile’ye ilgisini fark etmişti.  Onu kızdırıyordu. Emre sınıfın çıkışında Hasan’a yumruk atmış dudağını patlatmıştı. Bunu görünce de Celile Emre’ye tokat atmıştı. Hasan utanmıştı. Sanki Celile onu Emre’den onu koruyor gibiydi.

 

Celile:
“Ne istiyorsun bu çocuktan?”

 

Emre:
“Sevgilinden mi?”

 

Celile:
“Saçmalama ne sevgilisi? O benim arkadaşım sadece.”

 

Hasan:
“Ben çocuk değilim dedi. On sekiz yaşıma girdim.”

 

Celile:
“Yaşlanmışsın gerçekten” dedi.

 

Emre ve arkadaşları gülmeye başladı.

 

Hasan:
“Niye gülüyorsunuz?” dedi.

 

Emre:
“Sana geri zekâlı anlamadın mı?”

 

Hasan:
“Anlamadım.

 

Emre:
“Anlasan şaşardım. Oğlum sen saftiriğin önde gidenisin. On sekiz yaşına girmen dayak yemene engel olmadı.”

 

Hasan:
“Ben dayak yemedim.”

 

Emre:
“İstersen devam edebilirim.”

 

 

Emre’yle, Hasan yumruklaşmaya başladılar. Celile avaz avaz bağırdı. Hasan’ı kenara çekti.  Dudağına pansuman yaptı. Celile’nin her dokunuşunda kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Bu dokunuşlar kalbine iyi gelmişti. Kaç defa elini tutmak istedi, tutamadı.

 

Akşam yemeğinde babası ülkelerine döneceklerini söyledi sohbet sırasında. Sanki Hasan’ın kalbine bıçak saplanmış gibi oldu.

 

“Ben gidemem” dedi birden bire. Herkes ona baktı.

 

“Okulum var ben gidemem “dedi.

 

Babası:
“Orada okul yok mu? Orada devam edersin.”

 

“Ben okuluma, arkadaşlarıma alıştım. Ayrılmak istemiyorum.”

 

“Kendi vatanın orası senin. Oraya da alışırsın. Birçok arkadaş edinirsin. On beş güne kadar işlemler bitmiş olacak. Yola çıkacağız haberiniz olsun. Hazırlıklarınızı yapın.”

 

“Ben gitmek istemiyorum”  dedi Hasan.

 

Babası elini kaldırdı. Annesi tuttu.

 

“Yapma” dedi.

 

“Canım burnumda bir de seninle uğraşmayayım.”

 

“Ben gitmek istemiyorum.”

 

“Gitmeyip ne yapacaksın? Ne yiyip, içeceksin? Kim bakacak sana? Sokaklarda kalırsın.”

 

“Gerekirse sokaklarda yaşarım.”

 

“Yaşarsın. Soğukta bir geceyi geçir,  ertesi gün sığınacak yer ararsın.”

 

“Dönmektense sokakta yaşamaya razıyım.”

 

“Biz gideceğiz. Sen sokakta yaşa. İster gel ister gelme.”

 

Annesi:
“Buraya alıştı o yüzden. Sen de çocukla tartışma. Gelecek elbet. “

 

Hasan:
“Gelmeyeceğim.

 

Dönüş günü Hasan’ın yüreği acıyordu. Celile’yi bırakıp nasıl gidecekti. Aşkını söyleyememişti daha.  Kararlıydı. Bu defa söyleyecekti. Aşkına karşılık verirse mutlaka bir yolunu bulup tekrar gelecekti.

 

Bu aşkı tek başına yaşayamıyordu. Acı vermeye başlamıştı. Ne zordu aşkı tek başına yaşamak. Seviyor mu, sevmiyordu bilemiyordu. Çıkıp karşısına, gözlerine bakarak “Seni seviyorum. Şimdi gideceğim ama senin için tekrar geleceğim” demek istiyordu.

 

Aynanın karşısında bu anın provasına defalarca yaptı.  Hayalinde Celile “Ben de seni seviyorum deyip boynuna sarılmıştı.”

 

Kararlı bir şekilde okula geldi. Başka çaresi yoktu. Giderse bir daha ona duygularını söyleme fırsatını bulamayacaktı. Ne olursa olsun bugün ona aşkını söyleyecekti. O da aşkını bilmeliydi. Günlerce uyuyamıyordu. Bu sabahta erkenden uyanmıştı. Cumartesi yola çıkacaklardı. Bu sabah dışında konuşma fırsatı olamayabilirdi. İçi içine sığmıyordu.  Yanakları yine domates gibi kıpkırmızı olmuştu. Yeşil gözleri ıslanmıştı. Buğulu bakıyordu.

 

Okul bahçesine geldiğinde henüz kimse yoktu. Celile’yi aradı. Bahçede bir oraya, bir buraya yürüyordu.

 

Celile,  Zarife’yle birlikte okulun kapısından içeriye girdi. Hasan koşarak yanına gitti.

 

Celile:
“Hayırdır Hasan? Bir şey mi oldu?”

 

Zarife:

 

“Ben seni kantinde bekliyorum Celile.”

 

“Tamam.” Hasan’a döndü. “Beni endişelendiriyorsun Hasan bir şey mi oldu?”

 

Hasan:

 

“Cumartesi ülkemize dönüyoruz.”

 

Celile:

 

“Çok güzel. Hiç olmazsa kendini yabancı hissetmeni sağlayacak insanlar olmaz. Düşünsene kendi ülkende yaşayacaksın. Bence bu harika. “

 

Hasan donup kalmıştı. Boynuna sarılıp ağlayacağını falan düşünüyordu. Ne diyeceğini bilemedi. “Gitme sana aşığım demesini bekliyordu. Neye uğradığını şaşırmıştı. Yıkılmıştı adeta.

 

“Buraya alışmıştım.”

 

“Kendi ülkene daha çabuk alışırsın. Hem aynı dili konuştuğun insanlarla olacaksın. Ben senin adına çok sevindim.”

 

Olduğu yere bayılacaktı Hasan. Gözünden bir damla yaş geldi. Elinin tersiyle sildi.  Celile neden bu kadar duygusuz yaşlaşmıştı. Neden “gitme” dememişti.

 

“Celile ben seni seviyorum” dedi birden bire.

 

Celile şaşkın ona baktı.

 

“Sana deli gibi aşığım Celile.”

 

Celile ne diyeceğini bilemedi.

 

“Bak Hasan, bana karşı bu duygularının olduğunu bilmiyordum. Sanırım bilmiyorsun ama biz Fatih’le sevgiliyiz. Ben Fatih’i seviyorum. Ben seni kardeşim gibi seviyorum. Nasıl olsa gidiyorsun. Unutursun. Söyleyecek bir şey bulamıyorum.”

 

 

Hasan merdivenlere doğru yürüdü. Ne kadar kolay söylemişti” Ben Fatih’i seviyorum” diye. Oysa Celile için her şeyi göze almıştı. Gerekirse gitmeyecekti. Gitse bile her yolu deneyip geri gelecekti.  Kalbini avuçlarıyla sıktı. Sanki kalbine iğneler batırıyorlardı. Dönüp baktığında Celile içeriye girmişti.

 

Gözünden akan yaşlara engel olamıyordu.  Koşarak kapıdan çıktı. Her adımda Celile ondan uzaklaşıyordu.

 

Durdu. Celile’ye koşup yalvarmak istedi. Aşk dilenmeye bile razıydı. Onu anlamasını istiyordu. Yapamadı. Sanki bacaklarında hiç derman kalmamıştı. Yürümek için zorlanıyordu. Döndü avaz avaz bağırdı.

 

“Sen beni sevmesen de, ben seni çok seviyorum celile.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik