Reklam
Reklam
istanbul escort
Ne kadar da çok işim var bugün.
Tanca Gültekin (Yazar)

Ne kadar da çok işim var bugün.

Bu içerik 1978 kez okundu.
Reklam

Ne kadar da çok işim var bugün. İki toplantım var. Mağazamın ismini isteyen iki kişi gelecek. Ayrı yerlerde açacaklar mağazaları. Üçe beşe bakmayı düşünmüyorum. Ne verirlerse alıp bitireceğim bu işi. Kendim öyle üç beş şubeye yetişemeyeceğime göre ismimin duyulması için bu da bir yöntem. Benim mağazamda da olsa onlarınkinde de olsa yine benim tasarımlarım satılacak. Kuğulu Park’ın karşısında mağazanın biri. Ankara’nın en sevdiğim mekânıdır Kuğulu park. Acı da bir anısı var bu parkın bende. Üniversitede okurken ders çalışmak için parka giderken pamuk tüylü köpeğim Naz’ımı da götürmüştüm. Oralarda koşturan Nazım eve gelince hastalanmış bir hafta sonra da ölmüştü. Orada yerden bulup yediği herhangi bir yiyeceğin onu zehirlediğini düşünmüşümdür hep. Yine de  Kuğulu parka oturduğumda eşek kadar Tanca yazılı tabelayı görmek hoş olacak.

Bugün bu işler nasıl yetişecek bilmiyorum. Bodrumda aldığım ve senenin yarısını geçirmeyi düşündüğüm ev için iç mimarla görüşmem var. Ondan sonra da güzellik salonu var sırada. Kaşlarımı lazerle kalınlaştırıp modaya uyacağım. Kararsızım aslında. Bu kalın kaş furyası geçip bittiğinde ortada Recep İvedik misali dolanmak da var işin ucunda. Ama şimdi herkes kalınlaştırdığı için ben Greta Garbo gibi kalıyorum yanlarında ki hayatta en sevmediğim şey demodeliktir.

Benzinliğe girdim. Bir paket göstermelik Kent grey slim ve bir paket de içmelik viceroy uzun aldım. Benim tarzımda bir kadının viceroy uzun içtiğine insanları inandırmak güç olduğundan başkalarının yanında Kent içiyorum.

Çok işim var bugün çoookkk. Nasıl yetişecek bunca iş, bugünkü hengameyi nasıl atlatacağım bilmiyorum.

Arabayı mağazanın önüne park ettim. Mağazadan koşarak gelen çocuğa arabayı otoparka bırakması için anahtarı verdim. Koşarak karşıya geçiyordum ki sağ tarafımda bir darbe hissettim. Önce yukarı doğru havalandım. Sonra aynı süratle yere doğru düşmeye başladım. Yere düştüğümde hemen doğrulmak istedim ama kalkamadığımı fark ettim. Aslında hiçbir yerimde bir acı hissetmiyordum. Ama neden kalkamadığımı anlayamadım. O arada kulağıma çığlıklar, araç kornaları, insanların bağırışları ve en son olarak da siren sesi geldi. Herkese iyi olduğumu söylemek istesem de vücudum istemsiz bir şekilde bana cevap vermiyordu. Başıma toplanan kalabalık aralanmaya başlayınca sağlık görevlilerinin geldiğini gördüm. Yaşayıp yaşamadığıma bakıyorlarmış. Yaşadığımı söyleyince çevredeki uğultu arttı. Elbette yaşıyorum. Sadece çok korktuğum için tepki veremiyorum. Şoktayım zannedersem. Beni sedyeye alıp boynumu korumaya aldılar. Elimi kolumu bağladılar. Sağlık görevlisine ben iyiyim dercesine gülümsedim ama gülümsediğimi anlamadı herhalde ki donuk ve acıyan gözlerle suratıma bakıyor. Kadının yüzü pırıl pırıl parlıyor yakından. İnsan bir pudra sürer. “Cemiyet içine çıkıyorsun bak biraz kendine” dedim ama duymadı beni. Siren sesleri arasında hastaneye gittik. Benim yaşadığımın farkında mı değiller bunlar bana yokmuşum muamelesi yapıyorlar ısrarla. Beni götürdükleri odada elimin üzerine damar yolu açtılar. Zilli hemşire benim anlamadığımı zannediyor ya bayağı bir hırpalıyor beni. İşin tuhafı acı hissetmiyorum ama böyle hoyratça davrandığı için kızın saçını başını yolmak istiyorum.

Damar yolunun açılmasından sonra çok uykum geldi ve uykuya daldım.

Uyandığımda beni servise almışlardı. Güneşli pırıl pırıl bir odadaydım. Yatağımın yanında annem vardı. Günaydın dedim. Beni duymadı uyuklamaya devam etti.

Kap açıldı. Babam girdi içeri. Annem gözünü açtı. Babamın elinde üzerinde buğusuyla çay vardı. Çayı görünce doğrulup kalkmak istedim. Doğrulmak bir tarafa parmağımı bile kıpırdatamadım. Benim yerime annem doğruldu. Çayı almak için uzandı babamın eline doğru.

Babam çayı verirken: Yok değil mi bir değişiklik, diye sordu. Annem çok duyulur bir şekilde içini çekerken:

Yok, bu gidişle de olmayacak gibi. Bir haftadır kirpiğini bile oynatmıyor baksana, derken gözyaşlarını silmeye başladı.

Babam da aynı acı çeker ses tonuyla:

-Allahtan ümit kesilmez. Böyle uyuyup sonra hiçbir şey olmamış gibi komadan çıkan çok vaka varmış, dedi.

Aaa.. Ben komadaymışım ya… Komada olsam hiç böyle her şeyin farkında olur muydum? Komada değilim ben duyuyorum görüyorum sadece kıpırdayamıyorum. Olsam olsam felçli falanımdır. Hangisi daha iyi onu da bilemedim ya.

Kapı çaldı. İçeriye arkadaşlarım girdi. Çok mutlu oldum onları görünce. Ama yine bir tepki veremedim. Annemle babamla öpüştüler. Tek tek gelip benim de yanağımdan öptüler. Benim durumumu sorunca annem: Komada işte kızım. Komadan çıkıp çıkamayacağı da belli değil. Zaman ne gösterecek bilmiyoruz. Böyle yıllarca yatıp uyanan da varmış hiç uyanamayanda , derken ağlamaya başladı.

Babam annemi kolundan tutup dışarı çıkarırken arkadaşlarımdan müsaade istedi.

Onlar çıkınca önce bir sessizlik olduysa da daha sonra fısıltıyla konuşmaya başladılar. Peri  söze “ makyajsız bile taş bebek gibi” diyerek girdi. Ay canım arkadaşım benim. Ne çok özledim sizlerle geyik yapmayı. Yeliz “ aman yüzü kadar huyu güzel olsaydı keşke “ dedi. Ne diyor bu be? Ne varmış benim huyumda?

Umay gülmesini bastıramayarak” şşşt kızlar bu komadaki hastaların bazıları söylenenleri duyuyormuş. Valla uyandığında canımıza okur. Bilmez misiniz ne cadı olduğunu” dedi.

Diğerleri de güldüler. Hoşt köpekler. Hani bir laf var ya , yürümeyi öğrettiğin eşekler önce seni tepermiş. Ben bir kalkayım ayağa sorarım size.

Gevher “ dün kentparkdaki kuaförüne gittim. Halit de duymuş başına gelenleri. Ben üzüldü sandım adam bana “ neyse o uyurken ben de bir müddet kafamı dinlerim. Her hafta eziyetinden yıldıydım” dedi. Ay bir gülmüşüm.

Allah’ım n’olur yardım et de şu kıza birden gözümü açıp “ sen aç da kuru kıçına gül” deyivereyim. Bir şok da o yaşasın.

Halit sen benim elime geçersin ama. Öbür salaklar gibi hem bir avuç parayı verip hem de yaptığı abuk sabuk saçlara ses etmememi bekliyor herhalde.

Annemler tekrar odaya girince önce sustular sonra beni ne kadar çok sevdiklerini, ne kadar üzüldüklerini anlatmaya başladılar. Bu sahtekârlarla yıllarca arkadaşlık yaptım ben. Nasıl da anlamamışım beni hiç sevmediklerini?

Onlar defolup gittikten sonra annem:

Çok sevdiği insanları çağırırsak belki tepki verirmiş, bir deneyelim. Arkadaşlarını falan arayı buraya  çağıralım. Kimleri çok severdi hatırlıyor musun? Kimi çağırabiliriz?

Babam: Valla benim bildiğim öyle özel olarak çok sevdiği birisi yoktu ki. Varsa da belli etmez ki sevdiğini canı sağ olasıca. Bize bile bir kez olsun sevdiğini söylememiştir. Ben babası olarak şüpheye düşerim zaman zaman acaba beni seviyor mu diye?

Yuh baba alacağın olsun. Nasıl şüphe edersin benim sana ve anneme kardeşlerime olan sevgimden?

Benim sizden başka sahip olduğum kimim var?

Ama babam haklı olabilir. Ben sevgisini gösteren ya da karşımdakine hissettirebilen bir insan olmadım hiçbir zaman. Erkek arkadaşlarım da hep bundan şikâyet ederdi.

Babam cep telefonuna bakalım dedi. Telefondan toplu mesaj gönderelim herkese. Özel önemli sevdiği onu seven biri varsa o da gelir belki.

Ben de bir düşündüm. Özel önemli beni seven benim sevdiğim biri var mı diye… Yok, yani var aslında da beni girdiğim komadan çıkaracak kadar önemli biri yok. Aslında bütün arkadaşlarımı severim ben. Sevmediğim insanı semtime uğratmam. Onlarında beni sevdiğini düşünüyordum ama az önce duyduklarımdan sonra bir daha sorgulamam gerektiğini anladım.

Babam telefonumu eline aldı. Mesajı yazdı gönderdi. Sonrasında fotoğraflarıma bakmaya başladı. “ “Canım kızım. Her resimde ne kadar da hayat dolu. Nasıl da gülüyor? Her fotoğrafta da ayrı ayrı insanlar var. Çevresi çok geniş. Belli ki herkese sevdirmiş kendini canım yavrum”

Gerçekten de öyle mi acaba? Sürekli insanlarlarla beraberiz ama sanki bir araya geliş sebebimiz fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşmak. Buluşuyoruz. Aman da masanın görüntüsü ve bizim makyajımız bozulmadan bir fotoğraf çektirelim diyoruz. Fotoğraf çekildikten sonra herkes telefonunu eline alıyor. İnstagram da facebookda fotoğraflar en acele şekilde servis ediliyor. Ondan sonrasında fotoğraflara gelen yorumlar birbirine okunuyor. Oda beğenmiş, bu da ifade bırakmış aaaa bilmem kaç like aldı yorumları yapıldıktan sonra tatmin olmuş bir biçimde öpüşüp ayrılıyoruz. Artık birbirimizi görmek için değil fotoğraf çekip yer bildirimi yapmak için buluşur olduk. Oysa eskiden öyle miydi? Evler de buluşurduk. Zaten herkes birbirinin derdini bilirdi. Konuşmalara doyamaz, akşam olur sohbeti bitiremezdik.

Şimdi şu gelenlere bakıyorum da aslında hiç birinin ne özelini biliyorum, ne de beni ilgilendiriyor. Buluşup buluşup sığ bir şekilde ayrılmışız bir şeyler paylaşmadan.

Telefonum sürekli çalıyor. Babam arayanlara durumumu anlatıyor. Babamın sıkıldığı zamanlarda annem devreye giriyor, babamın kullandığı sözcüklerin aynısını kullanarak durumu arayanlara özetliyor. Arkadaşlarım gelmeye başladılar. İş çevresinden arkadaşlar, oturduğum semtten komşular -ki hiçbirisiyle de merhabadan öte bir yakınlığım yoktur- , okuldan eski arkadaşlarım … Bir sürü bir sürü insan gelip gitti. Benimle hasta yatağımda ve koma durumumda selfie çektirenler bile oldu. Elbette hepsi üzülmüşlerdir ama hiçbirinin kapıdan çıkınca beni akıllarına getireceğini zannetmiyorum. Hatta aynı gruptan olanlar hazır buluşmuşken çıkışta ayrılmayıp sağlam like alabilecekleri mekânlara birlikte gittiklerine yemin bile edebilirim.

Çok acı geldi bana bu gördüklerim. Keşke ölseydim. Ben yaşamıyormuşum ki zaten. Sanal bir dünyada, çıkarcı ilişkiler yumağında bir girdaba kapılıp gitmişim. Pahalı kıyafetler, markası göze batan saatler ve gözlükler, herkesin gitmeye gücünün yetmeyeceği mekanlarda bu insan sürüleriyle geçirilen zamanlar yaşamak değilmiş. İsterdim ki şu gelen onlarca insandan bir tanesi yatağımın yanına otursun. Elimi tutsun ve benim için bir damla gözyaşı döksün. Fotoğraflanmadan da dostluğu ve sevgiyi yaşatsın bana. Ama suç onların değil. Suç benim. Yıllar içinde bütün manevi değerlerimi yitirip bu insan müsveddeleriyle çevreme ördüğüm kozada mutluluk oyunu oynadığım için suç benim. Mutluluğun ne olduğunu sorgulamadığım ve gerçekten mutlu muyum diye oturup düşünmediğim için suç benim.

Kapı tekrar açıldı. Annem babam ayağa kalktılar. Eğer gücüm yetse ve elimden gelse “hayır kimseyi istemiyorum. Her gelen yüzüme bir kez daha bir kez daha yaşadığım hayatın sığlığını vurup bir kez daha aslında yalan bir hayat yaşadığımı ve maneviyattan ne kadar uzaklaştığımı vuruyor.” Diye bağırırdım. Gelen yıllar önce yollarımın ayrıldığı üniversiteden erkek arkadaşım Batu. Okul hayatımız boyunca hiç ayrılmamamıza rağmen okul bitince ayrı düştük onunla. Evleneceğimize kesin gözüyle bakıyordu herkes oysa.

Geldi; annemi babamı öptü. Beni yanağımdan öptü. Yatağımın yanına oturdu elimi elinin içine alıp alnını koluma dayadı ve öylece kaldı.

Sonra kafasını kaldırdı gözyaşları içerisinde” Bir defasında çok hastalanmıştın. Hasta olunca da sana kitap okunmasını çok severdin. Günlerce başında kitap okumuştum. Yine kitabımla geldim. Bak sen Kürşat Başar seversin. Aslında anladığından değil de adam yakışıklı diye severdin ya neyse. Yine sana kitap okuyacağım. Ayağa kalkacaksın canım benim. Kitabın adı, Konuştuğumuz gibi uzaklara, sen ayaklanınca da hep okul hayatımız boyunca lafını ettiğimiz gibi, dünyayı bisikletle aç sefil gezme hayalimizi gerçekleştireceğiz. Uyan canım. Ben senden sonra bu dünyada sevilecek bir başka şeye rastlamadım. Uyan ve beni yalnız bırakma.

Annemin çığlığı beni korkuttu. “Gözünden yaş geldi diye bağırdı.”

Söz veriyorum kendime. Eğer uyanabilirsem önce o telefonu sonra da çevremdeki bütün gereksizleri sonsuzluğa uğurlayacağım. Kendime bu dünyanın sadece sevgi ve dostlukla yaşanabilir olduğunu günde onlarca kez hatırlatıp sadece beni sevenlerle, gerçekten sevenlerle tertemiz bir dünya kuracağım. Sevdiğim insanla hayatımı birleştirip çocuklar doğuracak onları sevgi dolu bir ortamda insan, hayvan, doğa sevgisiyle büyüteceğim. Çimenlerin üzerine serilmiş bir örtüde ayağım toprağa değerken sevgilimin dizinde yatıp gökyüzünü seyredeceğim. Kredi kartlarımı kırıp atacak, bana gerekli olmayan hiçbir şeyi hayatımda bulundurmayacağım. Artık hayatımda az eşya, az insan, az sorun, az laf az koşuşturma olacak. Yaşadığımı, nefes aldığımı bu evrenin bir parçası olduğumu duyumsayarak yaşayacağım.

Bir şans istiyorum Allah’ım insan olduğumu hatırlayıp hayatımı tadına vara vara yaşamam için ikinci bir şans istiyorum…

                                                                                             

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Harika Özkan     0000-00-00 Müthiş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik