Reklam
Reklam
Kader ‘’pardon’’  dedi…
Tanca Gültekin (Yazar)

Kader ‘’pardon’’ dedi…

Bu içerik 437 kez okundu.
Reklam

Önce avurtlarından mı yaşlanıyor insan, gözkapaklarından mı? Yoksa gözdeki ışığın sönmesi nispetiyle mi oluyor yaşlanma?

         -Ben sizi en son gördüğümde nasılda ateşböceği gibi yanıp sönerdi gözlerinizdeki ışık. Güzelliğinize söz yok, hani teşbihte hata olmaz halâ mihrap yerinde velâkin… Bir şeyler külliyen değişmiş sizde. Tende değil, tinde değişmiş. Yani söylememi mazur görün 1967 yılının yazında Bahçelievler’in açık hava sinemasında , dünyaya kafa tutan, hayatı sırtlamaya hazır, erkekçe kahkahaları korkmadan patlatan kız yok karşımda, Sümerbank basması eteğiyle Monako prensesi Grace Kelly’e taş çıkartan. Nedir bu denli sizi değiştiren kuzum? Ne yaşadınız da bu kadar değiştiniz? Sanki bu geçen yıllarda o üşümesin diye ceketimi örttüğüm narin , bir avuç omuzlarınızdan dünyanın yükü geçmişçesine iki büklüm bir haliniz var.

         -Ne mi yaşadım?

İlk hayal kırıklığımı sizde yaşadım. Sözde seviyordunuz beni. Babaannemin rahatsızlığında şehir dışına gitmemi fırsat bilip  nişanlanmanız, üstelik de ortak arkadaşımız ve de benim canımdan aziz bildiğim Emine’mle nişanlanmanızdır, hayatımın en güzel yıllarını cehenneme çeviren. Sonrasında aceleyle alınmış bir izdivaç kararı, size kızgınlıkla yapılan bir izdivaç, en acısı da evlilik de aradığını bulamama, hayal kırıklıkları. Nihayetinde mutsuz geçen koca bir ömür.

         -Bu geçen yıllar sizin hafızanızı da zayıflatmış zannımca. Siz şehir dışına benden kaçmak için gitmiştiniz. Benim hayatımın en mutlu günlerini, elimde ayrılığınızın sebeplerini anlatan bir mektupla ve geceler boyu süren kabuslarla baş başa bırakarak koyu bir mutsuzluğa mahkum etmiştiniz. Ama görüyorum ki ilahi adalet her zamanki gibi tecelli etmiş. Bana yaşattığınız acıları çok da yanınıza bırakmamış. Sizin beni mutsuzluk çukuruna itip gidişiniz sizin için de sonunuzun başlangıcı olmuş. Oh olsun! dediğimi zannetmeyiniz ama ben yıllarımı sizin ihanetinizi unutmaya çalışmakla geçiriyorken bile, sizin mutlu olup olmadığınızı düşünerek yaşadım. Tekrar karşı karşıya gelişimiz, benim sizi tekrar görmem,  bu ilahi adaletin tecellisidir, diye düşünüyorum.

         - Yanlışınız var. Ben sizden ayrılmadım. Size bir ayrılık mektubu da yazmadım. Ben babaannemin ani rahatsızlığı haberi geldiğinde eşiniz oldu mu bilmiyorum ama arkadaşımız Emine’ ye size iletilmek üzere sizi çok sevdiğimi, izdivaç teklifinizi kabul ettiğimi, benim dönmemi beklemenizi, ikimizin de şiddetle arzu ettiğimiz izdivacımızın ancak dönünce olabileceğini söyledim. İyice öğrenmesi ve kelime kelime size nakletmesi içinde defalarca tekrar ettirip apar topar şehirden ayrıldım. Aylar sonra geri döndüğümde ise Emine ‘den, nişanlandığınızı, sizin esasında Emine’yi sevdiğinizi, ona yaklaşmak  için beni vasıta olarak kullandığınızı bizzat Emine’nin kendisinden öğrendim. Sonrasında o kızgınlık ve de kırgınlık neticesinde ilk gelen izdivaç teklifini bir an bile düşünmeden kabul edip  bu şehir den benim için sadece sizin anılarınızın olduğu şehrinizden kaçtım. Bu geçen yıllar süresince sizin bana ihanetinizi ve yaşattığınız acıyı bir an olsun unutmadım. Aslında iyi bir insan olan rahmetli eşime de bu sebepten tam anlamıyla asla kalbimi açamadım. Onu da mutsuz ettim kendimi de. Şimdi sizi dinledikten sonra bir oyuna getirildiğimizi anlıyorum ama ne çare.

         - İnanınız bana şu an beni terk ettiğinizi zannettiğim gün ki kadar acılar içerisindeyim. Sizin bana masumane muhabbetinizi bilmeme ve emin olmama rağmen o mektuba ve o iblise inanmak yerine ne pahasına olursa olsun sizi bulup ağzınızdan duymaya çalışmalıymışım. Ben böyle bir, af buyurun ahmaklığı nasıl yapıp da en zayıf anımda o iblisin önce koynuma sonrada hayatıma girmesine izin vermişim.

         -Koynunuza mı?

         -Evet efendim. Hep kadınlar kandırılır zannetmeyiniz. Bazen de bendeniz gibi zayıf mizaçlı erkekler, kandırmayı kafasına koymuş şeytan ruhlu kadınlar tarafından bir kukla gibi oynatılıp affınıza sığınarak söylüyorum beyinsiz bir koyun gibi güdülürler. Ha yaptıklarının Emine’nin yanına kalmadığını bilmek içinizi rahatlatır mı, yoksa eski bir arkadaşınızın bir yangında feci şekilde yanarak vefat ettiğini duymak sizin gibi yüce gönüllü bir hanımefendiyi üzer mi bilmiyorum ama Emine’yi henüz izdivacımız gerçekleşmeden bir yangında kaybettik. Üstelik  bütün ailesiyle birlikte. Hem de bana şantaj unsuru olarak kullandığı “bebeğimiz olacak” sözünün de yalan olduğunu bu yangın neticesinde   öğrenerek. Artık Allah bizi kaybedilmiş yılların telâfisi için mi yoksa yüreğimizde ki yangınların sönmesi için mi tekrar bu huzurevinde karşılaştırdı bilemiyorum.

         -Aman efendim ömrümüzün son yıllarını geçirmek için sığındığımız bu huzurevinde neyin telâfisinden bahsediyorsunuz? Olan olmuş. Artık bu lakırdıları etmemizin bile bir anlamı ve gereği yok, diye düşünüyorum. Yalnız başına idare edemeyen iki insan olarak başımızı soktuğumuz şu çatının altında, sıramızın gelip hakka yürümeyi bekliyoruz işte.

 Sesinizden ağladığınızı anlıyorum. Biliyorum ki o akan gözyaşlarınız geri getirilemeyecek yıllarımız için, kurulamamış yuvamız için, doğmamış çocuklarımız için, koyun koyuna yatamadığımız gecelerimiz için, baş koyamadığımız yastığımız için akıyor, sizin gözlerinizden yanaklarınıza, benimse gözlerimden yüreğime. Ben son birkaç yıldır göremiyorum, Şeker hastalığım önce gözüme vurdu. Siz beni tanımasaydınız geçen yıllar neticesinde sesinizi de takdir edersiniz ki unuttuğumdan yan yana geçip giderdik. Siz de tekerlekli sandalyedeymişsiniz. Bu geçen yılların tek telâfisi birbirimize hakkımızı helâl etmekle olur. Size komik gelebilir ama farz ediniz ki kader bize’’ pardon ‘’ dedi. Ben size hakkımı sonuna kadar helâl ediyorum. Çünkü açık hava sinemasında, pastanede,  Çukurambar’a  yaptığımız kaçamak gezintilerde yaşadığım mutlulukların anısıyla, ben bir ömür boyu idare ettim. Siz de bana hakkınızı helâl ediniz. Keşke gözlerim kapanmadan önce karşılaşsaydık da,  bir kez daha gözlerinizin ta içine bakabilseydim. Siz yürüyebiliyorken karşılaşsaydık da,  şu görmeyen gözlerime inat elimden tutup beni yine limonata içmeye götürebilseydiniz.

 Ama kader böyleymiş, ne yapalım? Yukarıda yazılanı iki cihan bir araya gelse de, aşağıda kullar bozamıyor.

 Olmayınca olmuyor ...

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik