Reklam
Reklam
23 Nisan çocuk bayramı
Onur Sancak (Yaşam Koçu)

23 Nisan çocuk bayramı

Bu içerik 649 kez okundu.
Reklam

 

Ne kötü şeydi şu fakirlik. Nefret ediyordum ondan. Hiç kimse dokuz yaşında bir çocuğun yüreğinde esen fırtınaların farkında değildi. Şanssız bir çocuktum vesselam. Dersleri çok parlak öğrencilerden biriydim. Ama çoğunlukla sosyal faaliyetlere katılamıyordum. Eski öğretmenimiz Tülay benim durumumu biliyor, Yirmi Üç Nisan törenlerindeki giysi problemimi kendi ürettiği çözüm yollarıyla hallediyordu. O yüzden çok sevdiğim törenlerde görev alabiliyordum. Kendimi o gösterilerde devleşmiş hissediyordum. Öylesine bağlıydım ki Atatürk’e, törenlerde cılız sarı saçlarımı okşuyormuş gibi gelirdi bana. Bende defalarca ellerinden öperdim. Ve kendimi hep mecliste sandalyelerden birinde oturuyormuş gibi hissederdim. O yüzden yirmi üç Nisan törenleri benim için çok önemliydi.

            Tülay Öğretmenin bir gün sınıfa girip üzüntülü bir sesle;

            “Çocuklar benim tayinim çıktı.” demesi benim yıkılmama sebep oldu.

            O minicik kalbimle Yirmi Üç Nisan törenlerinin istediğim gibi gitmeyeceğini hissetmiştim. Gözümden bir damla yaş geldi. Öğretmen eliyle başımı okşadı.

            “Üzülme” dedi. “Benim yerime çok iyi bir öğretmen geliyor. Ben tanıştım. Sizler hakkında bilgiler verdim.”

            Hiçbir şey söyleyemedim. Sadece gözlerine baktım. Hiç Tülay öğretmenin yerini tutar mıydı? Biliyordum ki benim için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

            Tülay Öğretmeninin veda ettiği gün hepimiz hüngür hüngür ağladık. Neden bırakıp gidiyordu bizi bir türlü anlayamamıştım.

            “Eş durumundan” diyordu ne demekse?

            Sebep ne olursa olsun umurumda değildi. Bizi bırakıp gitmemeliydi.

            Sınıfımıza müdür ve yanında çok şişman bir kadın gelmişti. Yeni öğretmen olduğunu hemen anlamıştım. Müdür her zamanki sert tutumuyla kaşları çatık;

            “Çocuklar bu yeni öğretmeniniz Tenzile Bayat. Bundan sonra sizin dersinize o girecek.”

            “İstemiyoruz” demek geldi içimden. Tokat yemekten korktum. Sustum. Tenzile öğretmenin de güler yüzlü olduğu söylenemezdi. Oysa Tülay Öğretmen her sabah sınıfa girince gülümser sanki çiçek gibi kokardı. Ve ben o kokuyu içime çekerdim. Ne kadar özlemiştim onu. Keşke o girseydi içeriye. Koşup boynuna sarılsaydım.

            Tenzile öğretmen sesini ayarlayıp kalın bir tonda;

            “Merhaba, ben Tenzile Bayat” dedi. “Bundan sonra sizinle birlikteyiz. Ben yaramaz çocukları sevmem. Eğer yaramazlık yaparsanız sizi cezalandırırım.”

            Sonra konuştuğu hiçbir şeyi duymadım. O gün Tenzile Öğretmene sevgim hiç başlamadan bitmişti.

            Her gün bir sayfa Tülay Öğretmene mektup yazıyor, ama gönderemiyordum. Ona bir anneye duyduğum özlemle yazıyordum. Evet bulmuştum. Tülay Öğretmen benim öğretmenim değil, annemdi.

            Tenzile öğretmen Yirmi Üç Nisan töreninde gösteri için öğrenci seçimi yapacağını söyledi. Ront gösterisi yapılacağından bahsetti. Sonra bu gösterinin giysiyle bütünleştiğini ve giysi almak gerektiğini, bu gösteride giysi alabilecek öğrencilerin olacağını söyledi. İçim ezildi. Benim bu gösteride yer alma gibi bir şansım hiç yoktu. Babam bazı zaman çalışıyor bazen de iş bulamıyor evde oturuyordu. Hem işe gitse bile kirayı zor denkleştirip veriyorduk. Kendimi tutmasam ağlayacaktım.

            “Kimler giysi alabilecek durumda?” dedi.

            Sınıfın yarısı parmak kaldırdı. Öğretmen tek tek isimleri yazmaya başladı.

            “Bende oynamak istiyorum” dedim birdenbire.

            Öğretmen kolu yamalı önlüğüme bakıp;

            “Sen giysi alabilecek misin?” dedi.

            “Bilmiyorum” dedim.

            Alp;

            “Alamaz öğretmenim onun babası çalışmıyor.” dedi.

            O kadar utanmıştım ki yerin dibine girmek dedikleri bu olsa gerekti. Yerin dibine girmiştim.

            “Giysi alamayacak durumdaysan bu gösteride yer alamazsın.” dedi öğretmen.

            Kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Ben bu gösteriye çıkmak istiyordum.

            Yirmi Üç Nisan çalışmaları başlamıştı. Oyunda oynayanları yanına alıyor bizi sınıfta kitap okumamız için bırakıyordu Tenzile Öğretmen. Hiç kimse kitap okumuyordu elbette. Herkes birbirine kağıttan uçak yapıp atıyordu.

            Belki tören giysimin parasını çıkarabilirim diye öğleden sonraları simit satmaya başlamıştım. Ama günde on simitten fazlasını satamıyordum. Bu parayla gelecek sene bile giysi paramı biriktiremezdim.

            Elimde simit sepeti otobüs durağına doğru yürüyordum. Birden Tülay Öğretmeni gördüm. Bacaklarım titremeye başladı. Koşup sarıldım. O da neye uğradığını şaşırmıştı. Gülümseyerek her zamanki gibi başımı okşamaya başladı.

            “Bizi neden bırakıp gittiniz?” dedim.

            “Biliyorsun, evime daha yakın bir okula gittim. Böylece daha rahat okula gidip gelebiliyorum. Senin dersleri nasıl?”

            “İyi.”

            “Sen çalışkan çocuksun, biliyorum. Hem kabiliyetlisin de. Bu yıl Yirmi Üç Nisan töreninde ne oynayacaksınız?”

            “Öğretmen beni seçmedi.”

            “Neden?”

            “Giysi alamam diye.”

            “Olur mu hiç öyle şey?”

            “Giysi alacaklarla gösteri yapacağız” dedi.

            Birden ağlamaya başladım. Sıcacık elleriyle elimi tuttu.

            “Üzülme sen.”

            “Artık üzülmüyorum. Simit satıp giysi almak istedim ama çok az simit satabiliyorum.”

            Tülay öğretmenin gözünden düşen yaşı görünce konuyu daha fazla uzatmadım. Benden on tane simit aldı. Bugün en büyük karımı yapmıştım.

            Ertesi gün okula gittiğimde Tenzile Öğretmen her zamanki gibi asık suratıyla içeriye girdi.

            “Günaydın” dedi. Valiz gibi kocaman çantasını masasının üzerine bıraktı. Bir müddet hiç konuşmadı. Sonra bana dik dik baktı.

            “Beni Tülay Öğretmene şikayet etmişsin” dedi.

            Kıpkırmızı oldum. Hiçbir şey söyleyemedim.

            “Sende gösteriye katılabilirsin. Masraflarını Tülay Öğretmen üstlenecek.”

            Bu sözden sonra mahcubiyetim daha da arttı. ne diyeceğimi bilemedim. Tamam anlamında hafifçe başımı salladım.

            gönlüm kırık çalışmalara başladım. Daha önceki tören hazırlıklarındaki neşem yoktu. Neden anlamamıştı Tenzile öğretmen benim içimdeki fırtınayı.

            Tören günü okulun bahçesi cıvıl cıvıldı. Bütün öğrenciler rengarenk giyinmişti. Ben de…

            Tören alanında gösteri yapmak için sıramızı bekliyorduk. Bir ara gözüm kalabalığın içinde Tülay Öğretmene takıldı. Ne yapacağımı bilememiştim. Koşup sarılmamak için kendimi zor tuttum. Heyecandan bacaklarım titremeye başlamıştı.

            Gösteri sonrası koşarak yanına gittim. Hiçbir şey söylemeden sarıldım. O benim ne kadar yürekten teşekkür ettiğimi anlamıştı. Yine çiçek kokusunu duydum. Islak gözlerimle ona baktım.

            “Senin törenlerde gösteriye katılmayı ne kadar istediğini biliyordum. Hiçbir şeyin senin törene çıkmana engel olmasına izin veremezdim. Çok güzel bir gösteriydi. Ben çok beğendim.”

            Elini sıkıca tuttum. Dilim tutulmuştu sanki. Ne söyleyeceğimi bilemiyordum.

            “Bu bayramlar çok önemli. Sen bir Atatürk çocuğu olarak bu bayrama sahip çık. Ve ne olursa olsun mutlaka çıkıp gösterini yap.”

            Ona bakışlarımla söz verdim. Ne olursa olsun mutlaka törenlere katılıp gösterimi yapacaktım…      

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                             

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik