Reklam
Reklam
Sokağın kaybolmuş çocukları
Ayşe İkiz (Oyuncu)

Sokağın kaybolmuş çocukları

Bu içerik 626 kez okundu.
Reklam

 

 

 

“Hasan ailenin ortanca çocuğuydu. Köyden ailesiyle birlikte şehre yerleşmişlerdi. Babası inşaatta çalışıyor, annesi ev temizliklerine gidiyordu. Şehrin sahte hayatına çabuk kapılmıştı. Arkadaşlarıyla eğlencelere katılıyor, sabahlara kadar onlarla beraber kalıyordu. Annesi oğlunun bu durumunu ilk başta anlam verememişti. O köydeki masum çocuk yoktu. Karşısında hırçın gözleri kıpkırmızı elleri titreyen bir oğlu vardı. Odasına kapanıp saatlerce çıkmıyordu. Annesinin ev kirası için biriktirdiği paraları alıp arkadaşlarının yanına gidiyordu. Oğlunun bu hallerine karşı koyamamak anne ve baba çaresizce onun bu hallerini izlemekte yetiniyordu. En ufak bir sözde hırçınlaşıyor, kapıyı çarparak dışarı çıkıyordu.  Sabah kalktığında gözleri kan çanağına dönmüştü. Ailesine kaçamak cevaplar veriyor, agrasif hareketlerde bulunuyordu. Annesi lavaboyu temizlemeye girdiğinde kapının arkasında bir mum ve kaşık olduğunu fark eder. Salona geçer çocuklarına bunun burada ne işi olduğunu sorar, kimse cevap vermez. Hasan’ın saatlerce lavaboda neden kaldığı bir an aklına gelir. Şüphelenir. Oğluyla konuşmak için yanına gider. Ama nafile annesine bağırır çağırır.

Hasan evden ayrılma kararı almıştı. Arkadaşlarıyla ayrı eve çıkar. Özenti, lüks içinde yaşama hayalleriyle eğlencelerinden vazgeçmeyen Hasan iyice bataklığa sürüklenmişti.

Gece aleminde tanıştığı bir adamla koyu muhabbete dalar. Hasan adamın konuşmalarından çok etkilenmiş ve cazip gelmişti. Zengin görünümlü adam onun çok para kazanmasını teklif etmişti. Uyuşturucu bağımlısı bir genç nasıl paraya hayır diyebilirdi ki. Artık hayallerini gerçekleştirecekti. Zenginlik içinde yaşayıp tatillini yapabilecekti, arabası evi olacaktı. Kolay yoldan para kazanabilirim. Ve kimse bana karışamayacak artık. Fakirlikten kurtulacağım. Diyerek kendi kendine bir özenti içine girmişti.

En büyük hayali yurt dışına gitmek oraları görmekti. Okumayı hiç düşünmüyordu. Köyde ki saf temiz geçen çocukluğunu fakir hayatı çoktan unutmuştu. Anne, babası ve kardeşleri aklına gelmiyordu. Zengin olmak özentisi onun masumluğunu çalmıştı. Çevresindeki arkadaşlarına uyup bir kerecikten birşey olmaz demeleri üzerine onun hayatı bataklığa sürüklenmişti. Artık içinden çıkamaz bir hal onu tamamen bitirmişti.

Uçurumun dibinde yatan gencecik bir beden. Yüzü solmuş, mosmor dudakları. Bu acıya hangi yürek dayanabilirdi ki . Annesi ve babası evlatların bu hallerini görünce kahrolmuşlardı. Özenti hayatı onu mahvetmişti. Hasan artık hergün krizlere giriyordu. Bu hayata daha fazla katlanmak istemiyordu. Pişmanlıkları kurtulmak istemesi  çare olmamıştı. Arkadaşlarının yanından ayrılır. Sahil kenarındaki bir kayanın dibine oturur uzunca gözleri dalar. O masum temiz hayatını pişmanlıkla göz önüne gelir. Hayatına oracıkta son verir. “

Toplumumuzu saran en büyük tehlike uyuşturucu. Gençlerimizi ağına düşüren, hayatlarını mahveden ölüme kadar götüren zehir, toplumumuzda daha da çok artmaktadır. Bunun en büyük etkeni; ilgisizlik, yanlış arkadaş seçimi ve ailelerin çocuklarına karşı aşırı baskısı bu tür alışkanlıklara yöneltebiliyor. Bu özentiyi ortadan kaldırmak için, çocuklarınızla anne-baba yerine daha çok arkadaş gibi olmak gerekir.

 “Bir kereden bir şey olmaz” lafı gençlerimizi hayattan koparıyor, onların yaşamlarını hayallerini, anne-baba olma haklarını elinden alıyor, sonu ölümle bitebiliyor.

Bu zehirden kurtulmak için mücadele eden gençlerimizin tedavi sonrasında en büyük korkusu etrafındaki insanlar tarafından dışlanması ve ötekileştirilmesi. Onlarında yaşama hakkı olduğunu düşünerek bu durumu ortadan kaldırıp, onları hayata tutunmaları için topluma kazandırmak için mücadele etmeliyiz.  

 

“Bir evladı en iyi şekilde topluma kazandırmak en büyük hediyedir.”  

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İtalya- Pisa
İtalya- Pisa
 İtalya-Venedik
İtalya-Venedik